Dogum Hikayemiz – 12/09/2011

Doğum hikayemiz

12 Eylül 2011, İstanbul

30 Aralık 2010 günü gebelik testinde çift çizgiyi görmüş ama işi sağlama almak için bir gün sonra da kan testi yaptırmıştım. Sonuç pozitif olunca da 2011 yılına güzel bir giriş yapmıştık. Beklenen doğum tarihimiz eşimin de doğum günü olan 8 Eylül olarak görünüyordu ki bu da ayrı bir güzellik katmıştı bu sürece.

Takvimler 8 Eylül’ü gösteriyordu ama oğlumuzun hala gelmeye niyeti yoktu. Ben 37. haftadan beri artan kasılmalar nedeniyle sürekli teyakkuz halindeydim. Gebeliğim sorunsuz (gestasyonel diyabet nedeniyle diyet yapmak zorunda kalmam dışında) ve güzel geçmişti, hatta en çok korktuğum şey olan kilo konusunda da gayet iyi gitmiş sadece 12,5kg almıştım ki gebelik başındaki boy-kilo oranıma göre en az 12kg almam gerekiyordu ve doktorum da normalin altında bir kilo ile hamile kaldığım için 16 kilo kadar alacağımı söylemişti. Mutlu bir hamilelik geçiriyordum, mide bulantısı hiç yaşamamıştım, 9 ay boyunca çok enerjiktim (tamam itiraf ediyorum ilk 3 ay akşam 9 olmadan sızıyordum ama gündüzleri enerjiktim J) ve son gün de dahil hiç doğuracak gibi bir halim yoktu. Her şey bu kadar güzeldi ama ben hamilelikten çok sıkılmıştım. O da uzadıkça uzuyordu. 40 haftayı geçmiş olmamıza rağmen doktorum, Herman İşçi, normal doğumu istediğimi bildiği için bekliyor kesinlikle acele etmiyordu. Bir kez bile sezaryen lafı çıkmadı ağzından. Dahası ne çatı muayenesi yaptı ne de 40 haftayı geçmeden önce nst’ye bağladı. Hatta 40+1’e denk gelen son kontrolde “41. hafta da biter ve doğum olmazsa ne olacak?” diye sorduğumda “bunları konuşmak için henüz erken” diyerek beni rahatlatmıştı.

40+3 olduğumuz günün sabah 1’inde sancılarım başlamıştı. Hazırlık (Braxton-Hicks) kasılmaları gibiydi ama bu defa kasılmalara kasık ve bel ağrısı eşlik ediyordu. Artık doğumun çok yakın olduğunu anlamıştım. Evde kimseye çaktırmadan kasılmaları contraction master‘a kaydediyordum. 5-6 dakikada bir gelip 30 sn civarında sürüyordu. Sancılar henüz çok ağrılı değildi ama bir süreklilik vardı ve beni uyutmuyordu. Sabah 7 civarında eşim uyandı ve beni ayakta görünce durumu anladı. Ben de sanırım artık oğlumuz gelmeye karar verdi dedim. Eşim kasılma sıklıklarıma baktı ve doktorun söylediği gibi 10 dakikada 3 kere sancı geldiğini gördü. Doktoru arayalım dedi. Bense henüz sancıların hafif olduğunu ve beklememiz gerektiğini söyledim. O arada duşumu aldım, kahvaltı yaptık ve eşimin ısrarları ile doktorumu aradım. 40+3 haftalık olduğum için doğumun başlamış olduğunu ve hastaneye gitmemizi söyledi. Bense eşime söylene söylene erkenden gidiyoruz senin yüzünden diyerek hastane yolunu tuttuk. Sabah 9’da hastanedeydik ve nöbetçi doktor ilk muayenemi yaptı. Henüz açılma yoktu. NST’ye göre ise sancılarım belirli aralıklarla geliyor ancak henüz çok düzenli değildi. Kendi doktoruma haber vereceğini ve duruma göre haberleşeceğimizi söyledi. Herman Bey 40 haftayı geçtiğimiz ve sancılarım da olduğu için artık bundan sonraki süreci hastanede geçirmemizin daha iyi olacağını ve yatış işlemlerini yapmamızı söyledi. Böylece saat 9:30 itibariyle hastaneye yatışımızı yapmış olduk.

Nöbetçi doktor, Herman Bey’in öğlen civarı gelip kendisinin de muayene edeceğini söyledi. Bu arada sancılarım ara ara geliyordu, kimisi hafif kimisi daha güçlüydü ama gayet konuşarak arada gülerek atlatıyordum. Öğlen 12’de Herman Bey gelip kendisi muayene etti. İşte bu muayene cidden canımı çok yaktı. Rahim ağzının hala arkaya dönük olduğunu ve bunun da doğumun açılma anlamında henüz başlamadığını söyledi. Sürece herhangi bir müdahalede bulunmak yerine doğal akışına bırakmak istediğini de ekledi, ki bu zaten benim baştan beri istediğim ve özellikle Herman Bey’i seçmemdeki nedendi. Süreci bu şekilde sabaha kadar doğal akışına bırakacağını, sabah açılma ve sancı durumuma göre de ne yapacağımıza birlikte karar vereceğimizi söyledi. Bu da demekti ki doktorum sabaha kadar doğum olmasını beklemiyordu. Bu biraz moralimi bozsa da yine de kendimi hiç bir şeye şartlandırmak istemedim. Herman Bey ara ara nöbetçi doktorun gelip muayene edeceğini, benim bu arada NST’ye bağlı olmadığım zamanlarda istediğim gibi hareket edebileceğimi, hafif şeyler yiyip istediğim kadar sıvı alabileceğimi söyledi. Buna çok sevindim çünkü ayakta dolaşırken kendimi daha iyi hissediyordum. Zaten NST’ye de 2 saatte bir 15 dakikalığına bağlanıyordum.

Eşime eve gidip pilates topumu getirmesini rica ettim çünkü onun üzerinde oturup zıplayarak kendimi daha rahat hissedeceğimi biliyordum. Tabi bilgisayarlarımızı da getirmesini istedim çünkü sabaha kadar doğuramayacağımı düşünüyordum. Evden çıkarken anne-babamla doğru dürüst vedalaşmamıştık o nedenle eşim annemle babamı da hastaneye getirdi, böylece benim iyi olduğumu görüp içlerinin rahat bir şekilde evde bekleyeceklerini düşündük. En baştan beri doğum sürecini sadece eşimle yaşamak istediğimi söylemiştim ve ailem de bunu anlayışla karşılamıştı. Annem ve babam 45 dakika kalıp eve döndüler. Bundan sonraki süreçte sancılarım daha da artmaya başladı. Ben pilates topunun üzerinde zıplayıp duruyordum, saat bası hemşire hanım gelip tansiyon, ateş ve nabzıma bakıyordu ve 2 saatte bir NST’ye bağlıyordu.

Öğleden sonra 17:00 gibi nöbetçi doktor gelip tekrar muayene etti ve durumun hala aynı olduğunu söyledi. İşte bu noktada moralim ciddi anlamda bozuldu çünkü sabaha kadar bu şekilde sancı çekip sonuçta sezaryene döneceğini düşünmeye başlamıştım. Yine de herkesin doğumu farklıdır belli olmaz diyerek kendimi teselli ettim. Eşim evden gelirken yanında DVD filmler de getirmişti, onların arasından birini seçip izlemeye başladık. Bu aşamada sancılarımın arası açılmaya başlamış ama şiddeti artmıştı. Ben yine contraction master’a kaydetmeye başladım. 10 dakikada bir geliyor ve yaklaşık 1 dakika sürüyordu ama şiddeti çok artmıştı. Sancı geldikçe filmi durduruyor hemen ayağa kalkıyordum ve eşimden de belime baskı yapmasını istiyordum çünkü bel ağrım bir anda artmıştı. Bu şekilde ancak filmi yarısına kadar izleyebildik. Hemşire hanım gelip NST’ye bağladı ve sancılarımın şiddetin oldukça artmış olduğunu gördü. Bu bir açıdan iyi bir şeydi ama açılma durumunu bilmediğim için çekilmez geliyordu. Akşam 21:00 olduğunda hemşire hanıma nöbetçi doktorun gelip muayene etmesini istediğimi söyledim. O aşamada bu sancılara rağmen açılma yoksa artık daha fazla sancı çekmek istemediğimi ve kendi doktorum ile görüşmek istediğimi söyledim. Eşime ha bire ben bunca sancıyı çektikten sonra sezaryene dönecekse beklemenin anlamı yok bari şimdi olsun diyordum. Nöbetçi doktor saat 21:30’da gelip yine muayene etti ve bu defa güzel haberi verdi: “ooo 2,5-3 cm olmuş bile.” Bende müthiş bir rahatlama yaptı bu haber. Hemen doktorunuz ile görüşüp size bilgi vereceğim dedi. 2 dakika sonra gelip epidural için doktorumun izin verdiğini söyledi. O an acayip mutlu olmuştum. Hemşireler odada steril bir mekan yaratıp epidural malzemelerini hazırladılar. Yaklaşık yarım saat sonra anestezi uzmanımız geldi ve güzelce bilgi verip uygulamaya geçti. Eli çok hafifti hiçbir şey hissetmedim desem yeridir. Saat 22:30 itibariyle kataterim takılmıştı ama anestezi uzmanı ilacı şimdi vermek yerine açıklığın 5cm civarında olmasını beklememizi önerdi zira süreci yavaşlatma riski var dedi. Ben de “olsun ben dayanırım 5cm’e kadar” dedim (ah keşke demeseydim diye sonradan çok hayıflandım).

Bu aşamada artık çok ciddi sancılar çekiyordum. Belimde katater olduğu için eşim oraya baskı da yapamıyordu. Şimdiye kadar ağzımı açmadan tabir-i caizse dişimi sıkarak dayanıyordum ama artık ah’lamadan sancılar geçmez oldu. Anestezi uzmanı bir kez daha gelip 2 doz ilaç hazırlayıp hemşirelere bıraktığını ve bir 3. doz için de ilaçları karıştırmadan bıraktığını söyleyip gitti. Saat 12:30 civarı hala nöbetçi doktor gelip muayene etmediği için açılmanın nasıl gittiğini bilmiyordum ama bir kez daha artık ne olursa olsun epidural istiyorum dedim. Doktor gelip bakınca açılmanın 6cm civarına geldiğini söyledi ve epiduralin neden verilmediğini sordu. Meğer doktorum 3cm’de iken epidurale izin vermiş ama yanlış anlaşılmadan dolayı anestezi uzmanı vermemiş. Epidural verildiğinde saat 1:15’i gösteriyordu. Doktor bir sancı daha çekip sonra artık rahatlayacağımı söyledi ama ben 2 sancı daha çektim sonra yavaş yavaş etkisini göstermeye başladı. Ancak dozu en düşük seviyedeydi ve ben gayet ayaklarımı bacaklarımı oynatabiliyordum, tüm kasılmaları hissediyordum ancak sancıların sadece %10’u kalmıştı ve o an dünyanın en mutlu insanı oldum.

Bu mutluluk sadece 1,5 saat sürdü zira Herman Bey 2:15 civarında kontrol için gelip muayene ettiğinde 8cm’e geldiğimi söyledi. Açılmanın bir anda hızlanmış olmasına hem şaşırdı hem de sevindi. Tabi biz de mutlu sona yaklaştığımız için çok mutlu olduk. Herman Bey bebeğin başının yukarıda olduğunu, suyumu patlatıp aşağı inmesini sağlayacağını ve bu aşamadan sonrası için doğumhaneye gideceğimizi söyledi. O andan itibaren her şey çok hızlı gelişti. Hemşireler gelip hızlıca beni hazırladı ve sedyeyi getirdiler. Ben rahatça yataktan sedyeye kendi başıma geçtim. Epidural nedeniyle bacaklarımı hissetmemi beklemeyen hemşireler duruma biraz şaşırdılar. Doğruca doğumhaneye gittik. Doktorum suyumu patlattı. Bu arada kasılmalar hala tam düzenli olmadığı için suni sancı verilmeye başlandı. Saat 2:50 itibariyle artık epiduralin etkisi kalmamıştı. Doktoruma artık sancıları yeniden artan şiddette hissetmeye başladığımı söyleyince bundan sonra epidural vermeyeceğini çünkü doğum sırasında sancıları kendim hissedip bebeğimi kendi istediğim zamanlarda itmemi istediğini söyledi. Ben hep epidural ile doğum yapacağım için doğum sırasında da acı hissetmeyeceğimi düşünüyordum. Dinlediğim ve izlediğim tüm epiduralli doğumlar öyleydi. Her ne kadar beklediğim gibi olmasa da artık sona çok yakın olduğumuzu bildiğim için her şeye tamam diyordum.

Saat 3’ten sonra artik çok şiddetli sancılar hissediyordum. O arada eşim de ameliyathane kıyafetlerini giymiş olarak yanıma geldi. Onun elini tutmak bana yeniden güç verdi. 3:20 itibariyle artık yavaş yavaş itme ihtiyacı hissetmeye başlamıştım. Doktorum da hemşire eşliğinde kendi kendime kendi istediğim zamanlarda artık itebileceğimi söyledi ve yan odaya geçti. Yaklaşık 20 dakika bu şekilde geçtikten sonra doktorum geldi ve 10 dakika sonra artık aktif doğum kısmına geçtik. Yine kendi istediğim zamanlarda tüm gücümle bebeğimi itiyordum ve doktorum da sürekli beni yüreklendirici cümleler kuruyordu. Eşim de yanımda hep çok iyi gittiğimi artık çok az kaldığını hatırlatıp bana güç veriyordu. Sancı aralarında “bu ses benden mi çıkıyor?” diyerek kendimle dalga geçip rahatlıyor, sancının yeniden geldiğini hissettiğim zaman içimden sürekli dua ediyordum. Saat 4:05’te son bir itme ile bebeğimin başının çıktığını hissettim. Doktorum da hadi son bir kez daha dedi ve bebeğim içimden kayıp çıktı. O an gerçekten de tüm acılarım bitti. Mutlu sona ulaşmıştık. Bebeğim çok az mıkırdandı ve doktorum hemen üstümdeki hastane kıyafetimi açarak bebeğimi çıplak karnımın üzerine koydu. Islak, sıcak ve cin gibi bakan bir yavru vardı kucağımda. Gözlerini gözlerime dikmiş tanımaya çalışıyordu sanki. Klasik her anne gibi ben de eşime dönüp “çok sevimli” dedim J Bebeğimin kordonu hala kesilmemişti. Gerekli hazırlıklardan sonra eşime kordonu kesmesini söylediler. İsmini söylerek kordonu kesti eşim ve yanıma geri geldi. Hemşire hanımın yardımı ile bebeğimi ilk defa emzirdim. 1-2 dakikalık kısa bir emzirme idi ama dünyanın en muhteşem şeyi gibi geldi bana.

Sonra ilk muayene için bebeğimi aldılar. Daha önceden eşime doğumdan sonra beni bırakıp artık bebeğimiz nereye giderse onun yanında gitmesini ve konuşmasını söylemiştim. O da unutmadı ve bebeğimizin yanına gitti. Doktorum da hemen üzerime battaniye örtüp beni sıkıca sardı. Sonrasında yarım saat sürecek dikiş atma süreci başladı. Minyon olduğum ve bebeğim de 3,6kg civarında olduğu için epizyo gerekmişti maalesef. Dikiş sonrası hemşire hanım bir güzel temizledi beni ve tekrar sedyeye alıp odama geçirdiler. Doktorum da gelip sabah tekrar gelip kontrol edeceğini ama her şeyin çok güzel gittiğini ve benim de çok iyi iterek süreci en iyi şekilde kontrol ettiğimi söyledi (moralimi yükseltmek için söylediğini düşünsem de hoşuma gitmediğini söyleyemem :)). Hamilelik boyunca bana söylediği sözü tekrarladı: “demir gibi hanımsınız”. Hemen arkasından eşim ve bebeğimiz içeri geldi. Hemşire hanımın yardımıyla yine bebeğimi emzirmeye başladım. Hemşire hanım, eşim ve bebeğimle bizi baş başa bıraktı. Yaklaşık 15 dakika boyunca çekirdek aile olarak kaldık ve ilk emzirme deneyimim çok güzel geçti. Hamileliğim boyunca bu anı hayal etmiştim ve her şey hayallerimdeki gibiydi. Eşime dönüp “her şey tam istediğimiz gibi oldu üçümüz bir aradayız” dedim ve birbirimize sarıldık.

Yarım saat sonra annem ve babam geldiler. Yavru kuşumuz odamızda yatağında uyuyordu ve çok güzeldi. 2 saat sonra doktorum gelip son bir kontrol yaptıktan sonra her şeyin yolunda olduğunu ve istediğim zaman duş alabileceğimi söyledi. Ben de zaten bunu duymayı bekliyordum. Doğumdan yaklaşık 4 saat sonra duşumu almış, makyajımı yapmış, odanın içinde dolanıyordum. Gelen ziyaretçiler beni ayakta görünce çok şaşırıyorlardı. 2 gece hiç uyumamıştım ama kendimi çok iyi hissediyordum (tabii bunda doğum sonrası salgılanan hormonların etkisi olmadığını söyleyemem). Tek sorun dikişler nedeniyle oturamamaktı. Sanırım normal doğumun beklemediğim tek yanı buydu, o da 1 hafta içinde geçti gitti. Her ne kadar doğumdan sonraki 1-2 gün “bir daha yapmam” demiş olsam da şu an normal doğum yaptığım için çok ama çok mutluyum ve ikinci bir çocuk sahibi olmaya karar verdiğimde her şeyin yine tam da bu şekilde olmasını isterim. Bebek bekleyen tüm anne adaylarının bu süreci en güzel şekilde yaşamlarını dilerim.

Advertisements

Posted on October 5, 2011, in Haberler, Hamilelik, Normal Dogum. Bookmark the permalink. Leave a comment.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s

%d bloggers like this: