Monthly Archives: June 2012

9. Ay

Önnot: Fotoğraf eklenecek 🙂

AET 9 ay 13 günlük oldu ve ben nihayet 9. ay yazımızı paylaşıyorum 🙂

9. ay bir çok açıdan yine ilklerin yaşandığı bir ay oldu bizim için zira Emroş tam 8 gün anne ve babasından ayrı kaldı. 18 Mayıs sabahı 3:30 civarında yola çıkıp ABD’ye bir konferans için gittik ve 26 Mayıs akşamı 21:30 civarında dündük. Tabi ki Emroş uyuyordu ama gece 1 civarı uyandı süt için. Bu defa anneanne ve biberon gitmiş anne ve meme gelmişti 🙂 Başta çok farkında olmadan memeye yumuldu, karnını doyurdu. Sonra ben öptüm kokladım oğlumu. O da gözleirni cin gibi açıp kocaman bir gülümseme yerleştirdi suratına. Ben öpüp duruyor o da sırıtıyordu 🙂 Çok uzatmadım zira uykusunu temelli açmak istemedim. Yatağına koyunca poposunu dönüp uykuya geri döndü. Sabah ise buluşmamız daha güzeldi. Kapıda beni görünce deli gibi sevindi. Kucağımda tepinip durdu. Hemen yatağımıza getirdim. Bir babasına bir bana baktı. Bana doyunca da babasına gidip onunla koklaştılar. Nasıl mutluydu anlatamam. Korktuğumuz, yani küsüp bize trip atması, başımıza gelmedi çok şükür. Sadece daha çok anneci bir bebek olup çıktı ki o da sanırım 9. ayın genel özelliğiymiş.

Emroş biz yokken kendini aştı ve konuşmaya ve ayağa kalkıp sıralamaya başladı. İnanılır gibi değil ama 1 hafta da çok resmen “level” atladı. Bakalım bu ay neler yaşanmış:

  • 8 aylık olduğu günden itibaren ek gıda menüsüne kahvaltı da eklendi. Tuzu çıkarılmış beyaz peynir, yumurta sarısı, tam buğday unlu ekmek, tereyağı ve anne sütünden oluşan bir menüsü var.
  • Meyve de yemeye başladı. İlk seferler talihsizdi zira tatlı şey verince kusan bir oğlum vardı ama çok şükür artık yavaş yavaş alıştı tadına.
  • Oğlum annesiyle birlikte canlı yayına çıktı 🙂 Gülben Ergen’in Trt1’de yayınlanan programına ASSOB’u tanıtmak üzere sevgili Derya, Yıldız Abla ve süt kızım Elif ile anne sütü ihtiyacı olan Nevin Anne ve doğmamış bebeğine anne sütü vermek isteyen 2 güzel süt anne Özlem ve Esra anneler ile minik Kerem vardı programda. Biz gayet eğlendik ve de ASSOB’un tanıtımı açısından çok sevindik. Sonrasında üzücü ve sinir bozucu şeyler olsa da faydalı oldu diye düşünüyorum.
  • Yattığı yerden oturu pozisyona geçme konusunda bu ay profesyonelleşti. Artık çok seri 🙂
  • 20 Mayıs Pazar günü yanı tam 8 ay 8 günlükken yatağının kenarına tutunarak ayağa kalktı.  Bir kaç gün içindeyse sıralamaya başladı.
  • 22 Mayıs Salı günü (8 ay 10 günlük iken) ilk anlamlı kelimesini anlamını bilerek söyledi: dedde 🙂 Hani oğlum dede diye sorunca, dedesine dönüp bakarak “dedde” diyordu
  • 2. anlamlı kelimesi ise “atta” oldu. Yani dışarı çıkmak 🙂 “Dede nerde oğlum?” diye sorunca dedesine dönüp kollarını kaldırarak “dedde atta atta” diye dedesinden kendisini dışarı çıkarmasını istedi. Dedesi gidene kadar bu şekildeydi ama ne zamanki dedesi gitti, artık “dedde” kelimesi söylenmez oldu. Baktı ne dede var ne de attaya gitmek, sustu oğluşum.
  • Diğer kelimeleri ise “kaka” ve “Lara” oldu. Pnları da artık söylemese de bir hafta boyunca tekrarladı.
  • Şimdilerde ise favorisi “babba”. Hani oğlum baba? deyince hemen babasına dönüp “babba” diyor. Sabahları aynadan yatakta uyuyan babasını görünce hemen “babba” demeye başlıyor. Babası tabi ki pek mesut 🙂
  • Amerika’dan döndükten 3 gün sonra feci hasta oldu. 38,5 civarı ates, burun akıntısı ve halsizlik vardı ama hala yaramazlık peşindeydi. 5 günde zorla geçti hastalığı yavrumun.
  • Bu ay yine ilk defa 3 gece annesiyle yalnızdı. Babası iş gezisi için Hollanda’ya gidince annesi bu defa babaneye haber vermedi. Yalnıs kalmak çok daha iyiymiş onu görmüş olduk. Üstelik yalnızken bir gece feci kustu ama olsun yalnız olduğumda daha iyi idare ediyorum. Deli miyim neyim bilmiyorum ama yardım etmeye çalışırken insanların beni daha çok boğduğunu farkettim.
  • Ayağa kalkıp sıralama konusunda uzmanlaştıktan sonra emeklemeye başladı. Ters oğlum benim 🙂 Çok tatlı emekliyor ama tabi ki tutunacak yer varsa önceliği hep ayağa kalkıp yürümekten yana.
  • Elinden tutup bütün evi ve bahçeyi turluyoruz artık. Yürümesi yakın diyor herkes. Hem seviniyor hem korkuyorum 🙂

9 ayın geçtiğine hala inanamıyorum. Vay be 🙂

Advertisements

Çalışan Annenin Bir Günü

Neden bu kadar tembel oldum ya da işlere yetişememeye başladım bilmiyorum. Mesela dolabımda hala kışıklarla yazlıklar bir arada. Neden? Kışlıkları kaldırmaya fırsat bulamadım bir türlü. Mesela kotlarımın paçalarını kıvırarak giyiyorum, neden? Çünkü bir türlü oturup da paçalarını katlayamadım. Oğlış 9 ay 13 günlük ama hala 9. ay yazısını yazıp yayınlayamadım. Bu liste uzar gider. Peki ne yaptım bunların yerine? Oğluma tam buğday unundan ekmek mayaladım haftada 2 veya 3 kere (artık buzluğa atmaya karar verdim böylece haftada 1 kere de yapsam taze ekmeği olacak oğlumun). Ekmek makinam falan yok benim. Yanlış anlamayın karşı olduğumdan değil küçücük mutfağıma bir de onu sığdıramayacağımdan. Ben ne yapıyorum peki? Eski usul un, maya, su karıştırıp yoğuruyorum. 1 saat içinde mayalanıyor. Sonra uzun kek kalıbı gibi olan borcamımı tereyağ ile yağlayıp hamuru döküyorum içine doğru ısıtılmış fırına. 40 dakika içinde falan mis gibi ekmeğimiz hazır 🙂 Peki oğlum napıyor? Hala zorla yiyor pütürlü ekmeği 😦 Ama annesi onun yolunu da buldu. Ah bir de bakıcısı “hayır benimle de iyi yiyor deyip” durmak yerine benim yöntemimi denese de oğlum da öğürmeden yese. Neyse…

Başka ne yapıyorum? Durun size günlük planımızı yazayım 🙂

Sabah 7 civarı güne başlıyoruz. Önce oğluşla sarılıp koklaşmaca. Islak bezi değiştirmece. Babaya satıp süt sağmaya gitmece. Bu arada bakıcısı gelir ve üstünü değiştirdikten sonra Emroş’u alır babasından ki babası da artık hazırlanmaya başlayabilsin. Anne (kendimden niye 3. şahıs olarak bahsediyorsam) mutfakta süt sağmaya başlamadan önce yumurtayı ocağa koyar ki o arada haşlansın. Süt sağma işi biter, kahvaltı hazırlamaca başlar. Bir miktar ekmek içi ufalanır. Üzerine anne sütü dökülür ve biraz da tereyağı eklenir. Sadece 30-45 saniyeliğine kaynayan yumurta cezvesinin üzerine bu tabak yerleştirilir ki tereyağ biraz erisin. O arada ekmek kaşıkla iyice ezilmeye çalışılır. Bir yandan önceki günden suya koyularak tuzu çıkarılmış beyaz peynir başka bir kase içinde ezilir. Sonra içine haşlanmış yumurtanın sarısı eklenip iyice ezilir birlikte. Üzerine yavaş yavaş anne sütü eklenip hafif sıvı kıvama getirilir (önceden peynir+anne sütü ve yumurta sarısı+anne sütü ayrı kaselerde olurdu ama artık birleştiriyorum). Bu iki tabak ve bir minik kase su bir tepsiye koyulur ve işte oğluşun kahvaltısı hazır. Tabi bütün bu işlemler en az yarım saat en fazla 45 dakika sürer (arada Emroş’un beni göresi gelirse daha da uzayabilir). Bakıcısı Emroş’a kahvaltısını yaptırırken anne şahsı duş+hazırlanma telaşına düşer. Evden çıkma saati çoktan geçtiğinden kahvaltı yapılamadan güne başlanır. Çoğu zaman Emroş da kahvaltısını bitirmiş olur ve hep beraber dışarı çıkılır. Anne-baba işe giderken Emroş parka doğru yol alır.

Bütün gün işte bazen yoğun bazen daha hafif çalışılır. Akşam 17:45-18:00 civarı anne eve döner. Kapıda Emroş mutlulukla karşılar. Hatta hemen kucağıma almazsam dellenir. Kapıdan girişim ile Emroş hoop kucağa. El yıkamaya lavaboya birlikte gidilir. Kıyafet değiştirilirken Emroş yatağın üzerinde anneye tutunarak ayağa kalkıp annenin üzerine tırmanmaya çalışır. Bir yandan üstünü değiştirmeye çalışan anne kişisi bir yandan da Emroş düşmesin diye bacağını kolunu nereye uzatacağını şaşırır. 10 dakikada zor giyinilir ve Emroş kucakta çıkılır. Bakıcı ile günün kritiği yapılır. İşteyken sağılan sütler çıkar. O sütler ile bakıcı Emroş’a muhallebi pişirir. Anne ise sürekli tetiktedir çünkü bakıcımız her gün yaptığı muhallebiye hala ne kadar irmik ya da pirinç unu koyacağını bilmemektedir. Bir gün sıvı bir gün koyu pişer. Anne sürekli aman az oldu aman çok oldu diye strese girer. 18:30 civarı bakıcı ile birlikte aşağı inilir. Bakıcı evine Emroş ve annesi sitenin parkına. Tabi park yeni yapıldı ve pek küçük. O sebeple genelde Emroş kucakta sitenin etrafı turlanır. O saatte tüm anne babalar çocuklarıyla aşağıdadır. Çocuklar ile beraber anne babalar da sosyalleşir. Bir klasik olarak Lara ve annesi Celia ile takılınır. Emroş bu ara elinden tutulup dışarıda da yürüdüğü için anne eğile eğile Emroş’u gezdirir. 19:15 civarı eve dönülür. Evde tabi ki Emroş anneden ayrılmamak adına hep kucaktadır. Yerde birlikte oynasak bile illa bir el ile bana tutunur (her an kaçabilirim malum, üstelik hiç kaçarak gitmedik hep kapıdan el sallar bize). 19:30 civarı mama yenir. Bir süre daha birlikte oynanır. 20:00 banyo vakti. Babası gelmişse ne ala. En azından anne yardım alır ama baba henüz gelmemişse (ki 5 günün 3’ünde gelmemiş olur) anne, Emroş kucakta bir yandan banyo suyunu ayarlar, bir yandan kıyafet hazırlar. Sonra yıkayıp büyük bir mücadele ile kurulama, yağlama ve bez bağlama işlemine geçilir. Bu arada Emre hep kaçmaya çalışır. Kanapede hoop ayağa kalkar yukarıda ne varsa aşağı indirir. Dahası kendisi aşağı inmeye çalışır. Bu arada zorla bez bağlama işlemi gerçekleşir. Body giydirilir, saçlar kurulanır. Saat 20:15 olmuştur. Emroş kucakta biraz ninni söylenir (uykuya hazırlama babında sakin aktivite olarak kitap okumak istiyoruz ama hala kitap yendiği için onu gerçekleştiremedik) ve yatağa bırakılır. Tabi ki Emroş hemen hoop ayağa. Anne yere oturur, bir elinde telefon en azından email bakılır, bir kaç siteye girilir. Emroş mızıldanırsa ninni söylenir. Mızıldanmayı bırakırsa anne de susar. Bir süre sonra ayakta durmaya hali kalmayınca pes eden Emroş yatağına uzanır ve bir o yana bir bu yana döne döne, kendi kendine ninni söyleye söyleye uyur. Saat 20:30’u göstermektedir. 2,5 saatlik bu maraton annede hal bırakmamıştır. Baba o arada geldiyse yemek hazırlamaya yardım eder. Yemek yenir. Saat olmuştur 21:00. Annenin çilesi (pardon işleri) bitmez. Ekmek mayalanacaksa ekmek yoğurma işine girilir. İşten getirilen süt sağma ekipmanı yıkanır, sterilize edilir. Emre’nin bir sonraki günkü yoğurdu mayalanır (genelde Emre uyanıkken mama yediği esnada yapıyorum ama bazen imkan olmuyor malum). Bulaşıklar makineye baba tarafından yerleştirilmiştir ama tencereler anneyi bekler. Onlar yıkanır. Bazen çay demlenir bazen ona da hal kalmaz. Saat 21:45 civarı annenin poposu sonunda minder yüzü görür 🙂 15 dakika sonra “bebeğimiz çok tatlı di mi?” diye bebeğini özlediğini farkeden anne bu tempoya nasıl ayak uydurduğunu bilemez ama mutludur (genellikle). Eskiden olsa akşam biraz çalışılırdı ama annenin hali olmayınca artık evde çalışmak bir hayal. 23:00 civarı Emroş beslenir ve anne de uyur. Arada genelde 1 kez daha Emroş emmek için uyanır. Bazen 2 kere kalktığı da olur. Aslında aç değildir ama tüm gün emzirmeyen anne kıyamayıp emzirir oğlunu. 1 yaş civari gece emmeleri kesilecek diye düşünür anne ve kendini motive eder. İşte çalışan annenin bir günü…

Biriken Yazılar

Son zamanlarda o kadar çok şey birikti ki yazacak yazmaya korkar oldum. Süt annelik mevzusu vardı yazacağım, aldı başını başka yerlere gitti. Dolayısıyla bu konuda yazacaklarım daha da arttı. AET’den ilk defa ayrıldım hem de tam 1 haftalığına. Ona dair yazacaklarım var, unutulmayı bekliyorlar 😦 İlk kez kendi başına ayağa kalkmayı başardı ve şu aralar yatağının içinde sıralamaya (kenarlardan tutunarak yürüme) başladı. Hem çok şeker hem de iyice zor oldu ama güzel oldu. Konuşmaya başladı desem abartmış olmam heralde. İlk kelimesi dede ve hemen arkasından atta oldu. Hatta “dede nerede” diye sounca dedesine dönüp kollarını kaldırıp “dedde atta atta” diye neredeyse bir cümle bile kurdu. Bu ilk cümle de nasıl da sokak çocuğu olma yolunda ilerlediğini gösteriyor sanırım. Ve bütün bunları biz Amerika’dayken yaptı. Bu ilklerine anneanne ve dedesi şahit oldu. Şimdilerde kelime hazinesi dedde (dede), atta (dışarı çıkmak), dada veya daga (baba), laa (Lara), kaka (kaka). En azından benim duyduklarım bunlar. İşte bir sürü şey birikti yazacak. En azından bunları unutmamak için 5 dakikalık bir fırsatını bulmuşken yazayım istedim. Babasının deyimiyle “artık bu oğluşla hayat daha mı güzel ne?”