Monthly Archives: September 2012

İyi ki Doğdun Ahmet’im Emre’m!

1 yıl önce 1 yıl sonra

1 yıl önce 1 yıl sonra

Bugün tam bir yıl oldu seni kucağıma alalı ve o mis kokunu içime çekeli. Oysa daha dün gibi her şey. O titrek eller şimdi kocaman oldu, güçlü güçlü tutuyor ellerimi. Kel kafasında bir sürü saç var ve mavi gözleri artık ela 🙂 Hala sarı bir oğlum var ama belli ki babası gibi siyah saçlı olacak ileride. Evet 1 yıl sonra Ahmet’im Emre’m hala babasının minik bir kopyası 🙂 Dilerim onun gibi iyi bir insan, iyi bir eş ve iyi bir baba olur. Seni çok seviyoruz minik kedimiz!

Ben hala 1 yılın nasıl geçtiğine inanamıyorum. Daha dün gibi hastanede seni beklerken yaşadıklarımız. Senin önce hadi geliyorum deyip sonra sancı aralarını açıp gelmekten vazgeçer gibi yapman ve sonra tamam çok ısrar ettiniz geleyim deyip yeniden yola koyulman. Doktorun sabaha kadar dogum olmaz deyip de senin gece 4:05’i seçip o saatte doğman. Ertesi gün gelen nöbetçi doktorun “aaa siz doğurdunuz da taburcu mu oluyorsunuz?” diye şaşırıp kalması (adamın hiç umudu yokmuş demek ki). Hamileliği sevmeyen benim karnımda 4 gün fazladan kalman ve yerini çok sevmiş olman. Sen karnımdayken ettiğimiz kavgalar. Ah o topuklar yok mu o topuklar.  Hıçkırıp durman. Her gün yaptığım otobüs yolculuklarında otobüs ile birlikte senin de karnımda bir o yana bir bu yana zıplayıp durman. Yemeklerde herkesin hayretler içerisinde karnıma bakıp senin hareketlerini izleyip şaşırmaları. Vaay be bütün bunlar nasıl bu kadar çabuk geçti.

Geçti de sen 1 yaşında bir çocuk oldun (artık resmi olarak da “toddler”sın gerçi yürümeye başladığın gün “toddler” olmuştun ama olsun). Pıtır pıtır yürüyorsun, uzak mesafeleri gözün yemezse yakaladığın elin sahibini kaldırıp istediğin her noktaya ulaşıyorsun. Dışarıda olmaya bayılıyorsun, tam bir sokak çocuğusun. Artık dışarıda da elimi bırakıp yürümeye cesaret ediyorsun. Çok güzel “anne” diyorsun. Pütürlü yemekleri yiyor ama karnın doyar doymaz suratını çevirip ööö yapıyorsun. Çatala batırdığım minik karpuzları ağzına götürüp yemeyi çok seviyorsun. Yemek kısmından ziyade çatalla bir şeyler yeme fikrini seviyorsun. Artık kaşığı kendin tutmak istiyorsun. Nihayet önüne koyduğum ekmekleri mıncıklayıp atma kısmından arada bir de ağzına götürmeye geçtin ama arada bir 🙂 Eriğin her türlüsünü çok seviyorsun (hamilelikte o kadar çok yersem). Tam 5 tane dişin var ve 6.yı çıkarmakta zorlanıyor beni 2 gecedir uykusuz bırakıyorsun. Yenidoğan hallerini zaman zaman özlesem de bu pıtır pıtır yürüyen, minik minik konuşan, sarılıp öpen (öpmek derken ağzını açıp yanağıma yapışman), istediğini yaptırmak için inatlaşan hallerin çok güzel.

Artık yazmayı bırakıp işe dönsem fena olmayacak. Zira yaza yaza seninle yaşadığımız maceralar bitmez. Hani sen doğmadan önce sana bir mektup yazmışım ve orada demişisim ya “zaman zaman kızsam da seni çok sevdiğimi hep bileceksin değil mi?” diye, işte bunları sık sık yaşıyoruz ama sen benim seni ne kadar sevdiğimi biliyor ve hep anne diyerek koşup bana sarılıyorsun. Dilerim hayat karşına hep senin gibi güleryüzlü, mutlu ve tatlı insanları çıkarır. O güleryüzün hiç solmasın güzel oğlum. Seni çok ama çok seviyoruzé

Advertisements