Author Archives: Florian

Hoşgeldin Ali Selim

Sürpriz! Ahmet Emre – nam-ı diğer AET-‘ye kardeş geldi: AST 🙂 İşte bu da doğum hikayesi:

Ali Selim’in doğum hikayesi – 29/01/2014

Ahmet’im Emre’m doğmadan önce bile illa en az iki çocuk sahibi olmak istiyorduk. Hem ben hem de eşim kardeşin kıymetini iyi bildiğimizden çocuğumuzu yalnız bırakmak istemiyorduk. Ahmet Emre çok şükür sakin bir çocuk. Bebekliği de öyleydi, 2 yaş halleri de. Ha sakin derken her şey süt liman demiyorum. Evde bağırış çağırış olmuyor mu? Elbette oluyor. Peki uykusuzluk? Onu hiç sormayın. 9.ayında uykuları sapıtan ve hala düzelmeyen bir oğlum var. Ben çok şikayet etmediğimden herkes her şeyim çok kolay zanneder. Neyse öyle zannetsinler bırakalım 🙂

Velhasıl uyksuzluğa ve yorgunluğa rağmen yaş farklarının az olmasını istediğimizden Ahmet Emre 20 aylıkken 2.bebişe artık gel dedik ve o da çok şükür bekletmeden geldi. Mayıs sonunda hamile olduğumu ve Ocak sonu itibariyle de minik yavrumuza kavuşacağımızı öğrendik. İlk doğum tecrübem tüm sancılara ve doğum sonrası 10 gün oturmama engel olan dikişlere rağmen yine de aklımda hep pozitif olarak kaldı. Zira üzerinden zaman geçince bana tek hatıra kalan karnımdan çıkar çıkmaz, daha göbeği bile kesilmeden hoop karnıma konan yavrumla ilk buluşmamız, ailece yaşadığımız heyecan ve doğum masasında ilk emzirme seansımızdı. Yine aynı doktor ile yola çıkmak istediğimi biliyordum. Bebişimiz 2 aylıkken doktorum beklenen doğum tarihimde yurtdışında tatilde olabileceğini söylemişti ama henüz kesin bir şey yoktu. 6 aylıkken ise bu ihtimal kesinleşti. 40.haftamız 29 Ocak’ta doluyor ve 30 Ocak da beklenen doğum tarihi olarak görünüyordu. Doktorum ise 26 Ocak sabahı yurtdışına çıkıyor ve 2 Şubat akşamı geri dönüyordu. Kısaca büyük ihtimalle doğumda olmayacaktı. Ama birlikte çalıştıkları diğer doktorun doğumuma gireceğini söyledi. Tabi ben durur muyum başladım sorulara “normal doğumu destekliyor mu?” Cevap: elbette, biz normal doğumcu bir grubuz. “Peki sancılar başlar da açılma olmazsa beni sezaryene alır mı?” Cevap: merak etmeyin, kendim kadar güvenirim. İşte beklediğim cevap. Ama yine de doktorun ismini aldım bir araştırma yapmak için. İşimiz bu J İnternette ufak bir arama ile beklediğim sonucu aldım: normal doğum destekçisi hatta kendi doktorumdan bile daha iyi bir normal doğum doktoru olduğu ile ilgili yorumları gördüm ve içim rahatladı.

İki numaralı oğlum da ilki gibi erken doğacakmış gibi yapıp son dakikayı bekleyenlerden çıktı. İkinci hamilelik ilk çocuğumun da küçük olup ilgiye ihtiyaç duyması ve gecede 3 kere uyanıp beni çağırması nedeniyle ilkine göre daha zor geçti ama yine de çok şükür her şey yolundaydı. Bu defa Braxton-Hicks’ler canıma okudu diyebilirim. İlkinden tecrübeliyiz ya bu kasılmaları umursamadık bile. Son haftayı girdiğimizde eşim ve oğlumla yalnızdık. Sürekli planlar yapıyorduk: gece doğum başlarsa Emre’yi ne yapacağız? Emre hayatta başkası ile kalamaz. Mecburen yanımızda götürürüz, eşim Emre ile ilgilenirken ben doğururum diyordum. Gündüz olursa? O zaman kreşten Emre’yi kim alacak? Emre’ye soruyoruz, cevap babam, babam yoksa annem. Annen yoksa? Sisi (Lara’nın annesi), Sisi yokca Alper Amca (Lara’nın babası). E oğlum onlar da Amerika’ya gidiyor. I ıh başka kimseyi istemem. Neyse çok şükür ki minik oğlum ablamın İstanbul’a gelmesini bekledi ve hatta anneannesini bile bekledi. Salı gecesi annem de gelince kadro tamamlanmıştı. 39+6 günlük olduğum Çarşamba sabahı doktorumun asistanı ile randevum vardı. Gece asistan doktor hanım ile oldukça komik mesajlaşmalarımız oldu. Ben biraz dert yandım, doktorum da yok bu da doğmuyor diye. O da beni rahatlattı. Gece yine klasik kasık ağrılarım vardı ama bu defa daha yoğundu sanki. Hayırdır inşallah deyip durdum. Sabah kahvaltı ederken bir şeyler hissettim ve doğru tuvalete gittim. Bingo: nişanım gelmeye başlamıştı. Sessizce çıktım kahvaltıya geri döndüm. 5dk sonra ben bugün doğurucam sanırım dedim. Eşim, annem, ablam dönüp baktı. Nişan gelmiş olabilir dedim. Herkeste gerginlikle karışık bir heyecan dalgası esti. Asistan doktorumuzu arayıp söyledim. Siz yine normal randevu saatinizde gelin dedi ki zaten o da 1 saat sonrasıydı. Normalde ablam ile birlikte otobüse atlayıp gidecektik ama her ihtimale karşı eşim toplantısını iptal etti ve onunla gittik. Ultrasonda her şey normal, bebeğin kilosunu 3416gr olarak ölçtü. Tamam iri bir bebek de değil. Sancıları sordu. Dedim henüz yok bence. Açılmaya bakayım ama çok ileri gitmiycem dedi. Baktı henüz rahim ağzı dönmemiş. Önümüzdeki 2-3 gün içinde olabilir dedi. Ben de yok yok bu gece doğacak sanki dedim ama o pek inanmadı. Hastane dönüşü hadi birer kahve içelim zira bundan sonra baş başa kahve içmeye zor çıkarız dedik. Kahvemizi içtik ve Zorlu Center’ın asansöründe son bir göbekli fotoğraf çekip eve geri döndük. İnstagram’a fotoğrafı koyduğumda onun son göbekli fotoğraf olacağını biliyordum.

Dönüşte eşim işine gitti, ben de biraz uyumak üzere odama gittim. 1,5 saat güzel bir uyku çektim ama hafiften de kasık ve bel ağrım var. Tamam dedim kesin geliyor bugün. Saat 14:00 civarıydı yataktan kalktım ve nişanımın hala hafif hafif geldiğini fark ettim. Derken saat 15:00 civarı sancılarda belirli bir düzen oluşmaya başladı. Aslında tam sancı da denmez zira 1 ila 10 arasında ancak 1 diyebilirim seviyesi için. Yine de düzenli olması doğuma işaret ediyordu. Saat 16:15 gibi sancıların seviyesinde artış oldu ufakatan ve eşimi arayıp sen her ihtimale karşı Emre’yi kreşten al gel dedim. Doktorum hep takside doğurabileceğimi söyleyip duruyordu ve ikinci bebekler daha çabuk doğar, doğum sancısı bu dediğiniz noktada hastaneye gelin demişti. Yoksa biz doğuma yetişemeyiz diye eklemişti. Eşim 17:00’da geldi ve beni acı çeker halde bulacağını düşünüyordu sanırım ki biraz hayal kırıklığına uğradı J 18:00 gibi hadi yemek yiyelim dedim çünkü sancıların şiddeti yavaş yavaş artıyordu ama yine de ancak 2-3 seviyesindeydi. Annem daha fazla beklemeyin halin giderek kötüleşiyor, trafikte kalırsanız iyi olmaz diyerek yolladı bizi. Trafikte kaldık ama yine azdı. Daha geç çıksak daha kötü olabilirdi. Arabada giderken sancılar biraz daha arttı ve oturduğum yerde sancı çekmek zordu ama dayanılırdı. 19:00’da hastanedeydik ama NST’nin bağlanması ve nöbetçi doktorum gelişi derken saatler 19:45’i gösterirken NST’de oldukça güçlü ve düzenli sancılar vardı ancak açılma henüz parmak ucu kadardı, 1cm bile olmamıştı. Biz bunu ilk doğumumda da yaşamıştık ama bu defa daha moral bozucuydu. Nöbetçi doktorun bizi eve gönderesi vardı ancak göndermedi. Biz de zaten göndereyim eve deseydi de gitmeyecek hastanenin kafesinde bekleyecektik. Dönüş trafiğine girmeye hiç niyetimiz yoktu. Eşim yatış işlemlerini yaparken ben de odaya çıktım. Saatler 20:00’ı gösteriyordu. Kanepede uzandım ama sancıların seviyesi artmaya başlamıştı. Odada gezinip duruyordum. Gelen hemşireye “güya 2.doğumlar çok hızlı oluyordu, bu nasıl iş anlamadım, bu sancıya rağmen açılma yok” diye dert yandım ve hemşireden “sizi 2 saat sonra doğumda görürüm” cevabını alınca sesli olarak güldüm.

Bu defa odada NST’ye bağlandım. Saatler 20:15. Bu aynı zamanda yatağa da bağlanmak demek. Sancıların seviyesi bir anda artmaya başladı. Eşim odaya geldiğinde bile yarım saat önceki halimle alakası yoktu o anki halimin. 20:45’te sancılar iyice artmıştı. Yatağın kenarından tutup sesimi çıkarmadan sancıları karşılayabiliyordum. Her sancı sonrası eşime bakıp seviyesini soruyordum. Bazı sancılar kasıklarıma bazıları da direkt belime vuruyordu ve belime vuranların seviyesi oldukça yüksek çıkıyordu. Ama 21:00’da yeter artık çıkarsınlar şu NST’yi yataktan kalkmam lazım dedim. Eşim hemşireyi çağırdı. 10dk daha bekleyin doktorunuz gelecek uyarısını umursamadım bile, hayır yataktan çıkıyorum yoksa dayanamıycam dedim. 21:05 itibariyle kimi zaman ayakta kimi zaman yerde dizlerimi yere koyup başımı da kanepeye yaslayarak sancıları karşılıyordum. Bu noktada artık inleme şeklinde sesim de çıkmaya başlamıştı. 21:10’da doktorum geldi ve halimi görünce sona geldiğimizi anladı. Kontrol için yine yatağa çıktım. Açılma 7cm. Ben içimden “oha 1,5 saat önce 1cm bile değildi” diye geçiriyorum. Arzu Hanım “1 saate kalmaz doğurursunuz bence epidural almayın” dedi. Ben de 1 saat ise dayanırım tabi dedim (hangi akla hizmet bilmiyorum ama iyi ki demişim). Hemşirelere dönüp doğumhaneyi hazırlayın dedi. O arada belime de masaj yapıyordu sağolsun. Ben sancı geldikçe bi dakka deyip duruyordum, doktorum belime masaj yapıyor ve bana şuraya tutunun daha kolay geçer deyip duruyordu. 10dk sonra hemşireler doğumhaneye doğru alalım sizi yürüyebilirsiniz değil mi diye sordular. Tabi canım (içimde nasıl bir cengaver varsa delikanlılığa laf ettirmemek için ne deseler tabi canım diyorum). Koridorda 2 sancı daha çekip doğumhanenin kapısına geldik. Odadan çıkmadan bana bir iğne yaptılar güya sancıları hafifletecekmiş. Yedim ben de J Doktorum doğumhanenin girişindeki yatağa geçebileceğimi söyledi ama ben yatak istemiyorum. Son bir kez tuvalete gitmek istedim. Tuvalete gittikten sonra artık itme hissi gelmişti. Saat 21:35. Doktora itmek istiyorum deyine doğum sandalyesine geçtik sancılar arasında. Doktorum bir baktı açılma tam. Hadi istediğin zaman it bebeğini dedi. Toplamda 4-5 itmeden sonra “tamam bak saçlarını görüyorum, bol saçlı bir bebek geliyor hadi biraz daha “ diyerek beni motive etmeye çalışıyordu. Sancı aralarında dinlenmemi tavsiye ediyorudu ama ben “cidden mi gördünüz saçlarını” diye inanmayarak soruyordum. Eşim de yanımda sürekli çok iyi gidiyorsun, evet başı çıkmak üzere, çok az kaldı deyip duruyordu. Ama ben u bebek çıkmayacak dediğimi hatırlıyorum. Halim de kalmamıştı ve o an ne olursa olsun yardım etmelerini istiyordum. Elif Hemşire karnımın üst kısmına bastırdı ben de tüm gücümle ittim zira artık çıkmalı bebek. Son bir gayret, ufak bir epizyoyu hissettim ve tüm gücümle ittim. Hooop içimden kayarak bir minik çıktı. Saat: 21:45. Doktorum karnımın alt kısmına koydu bebeğimi. Hemen tuttum baktım. Koyu renkli bir bebiş J İlk söylediğim cümle: çok şükür Allah’ım çok şükür. Sonra da neden ağlamıyor diye sordum. Merak etme gayet sağlıklı deyip hop aldılar hemen. İlki gibi göğsüme yatırıp emzirmek istiyordum aslında ama bunu söylemeye halim bile kalmamıştı. Eşim de bebeğin yanına gitti yine. Çocuk doktoru eşime “aman siz bir sandalyeye oturun, bayılırsınız falan başımıza iş açarız” diyor, cengaver baba ise “yok niye bayılayım ilk oğlumda da bakmıştım” diye oturma teklifini geri çeviriyordu. Bu arada Arzu Hanım da dikişe başladı. O arada kahkahalarla sohbet ettik. Elif Hemşire’ye çok teşekkür ettim. İsmini bilmediğim bir hastabakıcı hanımdan su istedim. Getirdi sağolsun. Kana kana su içtim. “Herman Bey yetişemedi bak doğuma” dedim, “iyi ki vakitli gelmişsiniz yoksa ben de yetişemezdim” dedi Arzu Hanım.  Bana kalsa evde 1 saat daha beklerdim ve Herman Bey’in dediği gibi doktorum yetişemezdi. Çok şükür ki yetişti ve gayet pozitif bir doğum oldu.

Bu defa dikişlerim az olduğu için doğum sonrası çok daha rahattı. Tabi bir de ilkinden tecrübeli olduğumdan beklentilerim oldukça düşüktü.  Odama geldikten sonra koridorda bir ses duydum. Aaa bu Esma’nın sesi değil mi? Ve Karşımda Esma. Kurstan çıkışta doğum haberini eşim yazmış arkadaşlarıma zira sıkı sıkı tembihlemiştim doğum olunca whatsapp’dan yaz hemen diye çünkü fiziken uzakta olsalar da doğum sürecinin tam içindeydiler. Gün boyu yazışmış ve en son 7cm diye yazmıştım onlara. Bebeğimi de getirdiler ve hop emmeye başladı (tabi zorla verdik başta ama tutunca bırakmadı). O emerken ben çok aç olduğumu hissettim. Hemşire Hanım gestasyonel diyabetli olduğum için şekerimi ölçtü: 250!! Hiç bu kadar yükselmemişti. Dedim açım ve çok güç sarfettim onsan, siz bana yemek getirin J Eşim annemi almaya gitmişti çünkü Emre gece uyandığında anne ya da babasını isteyeceği için annemle eşim yer değişikliği yaptılar. Gelen yemeği Esma’cığım elleriyle yedirdi. Allah bin kere razı olsun.  Sanki Allah gökten bir melek gönderdi J İçtiğim en soğuk ve tatsız çorba olmasına rağmen çok lezzetli geldi J Yarım saat sonra da annem geldi. Esma ile vedalaştık ve geceyi annem ve oğlumla geçirdim. Tüm gece kucağımda durmak istedi. Yatağına koydukça ağlıyordu. Ben de dayanamadım zaten koynumda uyuttum. Ben uyuyamadım tabi o ayrı J Sabah da eşim ablamı ve Emre’yi getirdi hastaneye. Emre kardeşinin hediye getirdiği scooter’ı ile hastaneyi turladı durdu. İlk karşılaşmaları ise çok güzeldi. Önce Esma’nın önerisi ile kıskançlığı azaltır diye batıl bir inanç da olsa Ali Selim’in sağ topuğunu gösterdik (evet doktoram var, akademisyenim ama inanmasam da ne çıkar canım diyebilirim). Sonra yüzünü gördü ve hemen bir öpücük kondurdu. Sonra kanepeye oturdu ve kucağına verdik. Nasıl mutlu oldu anlatamam. Benim için de her şeye, her zorluğa değen bir kareydi. Allah isteyen herkese nasibetsin bu mutluluğu.

Advertisements

Ve beze veda edilir…

Bir önceki postu 1 ay önce yazıp bir türlü yayınlayamadığımı farkettim. Onun üstüne bir yazı daha yazıp bu defa hemen yayınlamaya niyet ettim.

IMG_3028

Evet minik oğlumuz artık bezsiz bir bebek, öhöm pardon, çocuk. Tuvalet alışkanlığı kazandırmak için gelen sinyalleri biraz geç de olsa alıp bezini çıkardık AET’nin. AET de sağolsun çok kısa bir sürede çiş/kaka kazasız günler yaşamaya/yaşatmaya başladı. Artık “anne çişim var”, “tata yapcam”, “tulalete yapcam” şeklinde isteklerini belirtiyor. Biz de hemen emre amade olarak banyonun yolunu tutuyoruz.

Öncelikle sinyaller nelerdi? AET yaklaşık 20 aylıktan beri çişini biliyor, her akşam banyoya girdiğinde mutlaka “çiş yapcam” deyip çiş yapıyordu. Bunun öncesinde banyoda çişini yaparken eliyle havada yakalamaya çalışıp ne olduğunu anlama süreci vardı elbette. Ben sürekli bak çiş yapıyorsun, bu çiş. Anne ve baba, bütün arkadaşların ve herkes çiş yapar şeklinde bilinçaltı oluşturma çabalarında bulunuyordum. Sonucu çok kısa sürede aldık. Artık banyoda ve bezini tam açacakken yapmadan önce mutlaka “çiş yap” deyip haber veriyordu.

22 aylık olduğu gün sevgili arkadaşlarım Esma, Ceylin ve Jbid’in de gazıyla oğluma güzel boxer’lar aldım ve evin yolunu tuttum. O gün saat 15:00’da çıkardık bezi. Tuvalete oturdu ve bingo, çişini yaptı. 45dk’da bir tuvalete oturtma tavsiyesi almıştım okuldaki başka bir deneyimli anneden. Ama AET’ye 45 dk uzun geldi ve yarım saatin ardından saldı çişi. Hemen farkedip “anne çiş yaptım” diye haber verdi. Geri kalan kısmını tuvalete yaptı. Bir kez daha aynı şeyi yaşadıktan sonra bu defa yarım saat bekleyip tuvalete oturttum ve her seferinde yaptı. Bu defa da şartlı refleks gelişecek diye korkup bir sonraki gün farklı bir yönetem uygulayayım dedim (Esma’nın yöntimi hiç sormamak ve altına kaçıra kaçıra öğrenip çişini söylemesini sağlama ve diğer arkadaşın 45dk’da bir tuvalete oturtma yöntemini harmanlamaya karar verdim).

Bu arada bir cesaret gece de bez takmadım ama AET 1 saat içinde çişini yapıp o sulu ortamda 1 saat daha uyuyup sesini çıkarmayınca yok daha geceye hazır değiliz diyerek bezi bağladım. Netekim ablam genel görüşün aksine gece bez bağlamanın ilk başlarda daha iyi olduğunu söylemişti. 2.gün Cumartesi’ye de bezsiz başladık. Bu defa taktiğim tuvalete oturtmamak ve 1-1,5 saat çiş yapmazsa “çiş var mı?” diye sormak oldu. Toplam 2 saat kadar tutmaya başladı. Ben arada sorduğumda var deyip koşa koşa tuvalete gittik. Bu defa sadece 1 kez çişini kaçırdı ve hemen söyledi. Yine gerisini tuvalete yaptı. En son banyoya girecekken tam başlıyordu ki yakaladık 🙂  Bugün ayrıca ilk defa çiş var diyerek tuvalete gitmek istedi. Böylece 1,5 kaza ile 2.günü bitirdik. 3.gün Pazar günü ise dışarda oynarken çişini babasına söylemiş ama çişini yaptırana kadar azıcık kaçırmış. Aynı gün 3 saate kadar çıktı tutma süresi. 3.günün güzelliği ise ilk defa kakayı da tuvalete yapması. Sabah önce küloduna yapmaya başlayıp aradan çiş kaçırınca koşa koşa bana geldi. Tuvalete oturdu ve hop kakasını yaptı. Öğleden sonra ise kendi isteği ile çiş var diyerek oturdu ve hemen kalkmak istedi. Ben de hadi sayı sayalım diyerek oyaladım. Daha 50’ye gelmiştik ki hop kaka tuvalete. Ailecek çok sevindik ve bir çıkartma hediye ettik. Hemen banyo dolabına yapıştırdı çıkartmasını. Bugünü de az kaza ile atlattık ve geldik Pazartesi gününe. Sabah biz çıkmadan yine bir kaka tuvalete isabet etti 🙂 Sonra bakıcısı ile bir kez daha yapmış. Böylece kaka olayını da 3.gün çözmüş olduk. Şimdilerde ise 10 gün oldu ve bu haftasonunu sıfır kaza ile geçirdi. Bundan sonra da böyle gider inşallah. Ayrıntılı yazdım ki birilerine belki faydam olur 🙂

Gece bez bırakma işini ise Ramazan sonrasına bıraktım zira zaten sahura ve tuvalete uyanmaktan uykusuzluk tavan yapmışken bir de çişli çarşaf değiştirmekle uğraşmayayım diyorum. Hayırlısıyla onu da kolayca atlatırız inşallah. Benim güvenim tam 🙂 Sihirli formül: hazır çocuk+hazır anne+hazır ortam 🙂

 

AET 21 Aylık

IMG_2968

Güzel oğlum yaşına girdiğinden beri bloguna hiç bir şey yazamadım. Hem işlerin yoğunluğu hem evin yorgunluğu sanırım bunda en büyük etken. Tam da 21 aylık olmuşken kısa da olsa bahsedeyim istedim.

Aet hızla büyüdü ve şu an bıcır bıcır konuşan bir akıl küpü oldu. Resmen susmaksızın konuşuyor bazen. Özellikle de gece uykusundan önce. O gün neler yaptığını, neler gördüğünü tek tek anlatıyor. Her cümlesine de “sonraa” diye başlıyor. Arada uydurmaca şeyler de söylese (anne ağladı, sonra baba ağladı vs gibi) düzgün bir şekilde anlatıyor hikayesini. Bu “sonraa”ya nasıl alıştıysa artık her 2 cümlesini sonra ile birleştiriyor.

Her gün telefonla konuşuyoruz mutlaka. Genellikle öğlen uykusundan uyanmış ve yoğurdunu yemiş oluyor. Nunu (bakıcısı) benimle iki laf edemeden Aet’ye vermek zorunda kalıyor telefonu zira arkadan çığlıklar yükseliyor. Alıyor telefonu eline:

aet: anne!

ben: efendim oğlum. Napıyosun?

aet: yourt yedim bitirdim.

ben: aferin sana, afiyet olsun.

aet: sonra hobbidi aşşağı incem.

ben: tamam oğlum sonra in aşağı. Anne de gelecek oynayacak senle.

aet: anne gel!

ben: akşam olunca gelicem oğlum merak etme

aet: tamam aşam gel!

ben: güzel uydun mu oğlum?

aet: uyudum, uyandım.

ben: yemeğini güzel yedin mi?

aet: yedim, bitirdim.

ben: aferin oğlum. Şimdi kapatalım telefonu akşam gelince oynarız.

aet: anne!

ben: efendim oğlum.

aet: sonra hobbidi aşağı incem. Sonra anne-baba gelcek. Baba dütü getircek. Abedede (evet kendisine abedede diyor Ahmet Emre’nin aet’cesi) düte bincek.

ben: tamam oğlum, şimdi kapatalım mı?

aet: ı ıh no. Anne?

Böyle yaklşaık 10 dakika konuşuyoruz ve zorla kapatıyor telefonu. Bir de bunun akşam evde tüm gününü anlatma versiyonu var ki sormayın hiç. Babasıyla mest oluyoruz.

Artık yeme/içme, uyuma/uyanma düzeni yerine oturduğu için her şey daha öngörülebilir bir hale geldi. Bu da bizim için çok güzel oldu. Haftasonları hala evde oturmuyoruz. Kahvaltıyı dışarda yapıyoruz. Bebek’e iniyoruz, kafe veya restoranlarda takılıyoruz. Aet cana yakın ve güleç bir çocuk olduğu için herkes tarafından da çok seviliyor ve şimdilik kovulduğumuz bir mekan olmadı 🙂 Arkadaşlarla buluşuyoruz. Aet abilerin ablaların peşlerinden koşturuyor. Kendisinden küçüklere tabi ki pek ilgi göstermiyor ama biraz daha büyüyünce daha ilgili oalcak diye düşünüyoruz.

Bu aralar beni ya da babasını koltukta/yerde uzanmış görmesin. Hemen atlıyor üzerimize. Bazen at oluyoruz, bazen engelli koşuda engel. Bazen sarılıp öpüyor bazen dayanamayıp ısırıyor. Üzerimizde araba, kamyon ve hatta alışveriş arabası sürüyor ve çok ama çok eğleniyor.

Araba sevdasından bahsetmesem olmaz sanırım. Bu aralar özellikle akşam ben geldikten sonra babasını aradığımızda telefonda ilk cümlesi şu oluyor: baba bizim dütü getir! Babası gelince de mutlaka önce arabaya biniyor, bir süre arabanın her yerini karıştırıyor, sonra iniyor. Yazın gelmesi ile birlikte klasik eve gitmeyelim, dışarda kalalım krizlerimiz de başladı. Bir şekilde eve gelse de kapıdan girerken oldukça zorluyor bizi.

Velhasıl 21 ay göz açıp kapayıncaya kadar bitti. Artık hayat çok daha keyifli. Seni çok seviyoruz minik oğlan!

12. Ay

(Onnot: Evet yaziyi eklemeyi unuttugumu simdi farkettim. 14 aylik olmadan 12.ay yazimizi yayinlasam iyi olacak )

Neredeyse 13 aylık olacak AET’m ama ben hala 12. ay yasızını yazamadım 😦 Daha fazla ertelersem hiç yazamayacağım diye korkuyorum. 12. ay yazısı ile aylık gelişim yazılarına da bir nokta koyuyoruz. Bakalım gelecek yazıları ne kadar sıklıkta yazabileceğim.

  • 12.ayın başlarında yaklaşık  11 ay 10 günlükken artık uzun mesafeleri (ki uzun mesafeden kasıt 10-12 adımlık mesafeler) yürümeye başladı. Tatile çıktığımız gün yani 30 Ağustos günü ise artık tam anlamıyla yürümeye başladı. Yaşını karşıladı derlermiş tam 1 yaşına girmeden önce yürüyenlere. Bizimki de yaşını karşılamış oldu. 8 aylıkken kendi başına ayağa kalkıp sıralayan birine göre geç kalmış bir şey olsa da ortalama yaşa göre daha erken yürümüş oldu (bence bu ortalamalar artık değişti ve Emro da diğer akranları gibi tam zamanında yürüdü). İlk yürümeye başladığı zamanlarda gözünü gitmek istediği yere dikip bir de kendine B planı yaparak oraya yetişemezse nereye tutunabiliri hesaplayıp o şekilde yürüyordu. Bu huyu tıpkı babası 🙂 İlla kafada B planları olacak 🙂
  • Kapaklı şeylerle oynamaya hala bayılıyor. Minik reçel kavanozunun kapağını açıp kapatabiliyor. Eline kapak verince, oyuncak kutusuna gidip büyün kapakları toplayıp getiriyor.
  • İlk kez Ramazan Bayramı vesilesiyle babasının köyüne gitti. Büyükdedenin evinin bahçesine babasının kucağında girdi ve yaklaşık 20 kişiyi karşısında buldu. Hemen gülümseyiverdi. Herkesin kalbini fethetti. Tabi ki varsa anneye yoksa babaya koala gibi yapışma modundan vazgeçmedi.
  • Bu ayın bence en önemli olayı ise Emroş’un “anne”demeye başlamış olması. İlk anne (daha çok anna diyordu başlarda) deyişini ise işteyken telefondan duydum (tarih: 15 Ağustos 2012 yani AET tam 11 ay 3 günlükken.) Yok canım dedim ama eve gidince yine anna diye bana koşunca emin oldum. Pek güzel bir duyguymuş.
  • Bir kez anne demeye başladı ya, artık her uyandığında bana “anna anne” diye seslenerek yanına çağırmaya başladı. Buraya kadar iyi ama geceleri ağladığında babası yanına gidince “anne” diye bağırarak ağlamaya ve ben gitmeden sakinleşmemeye başladı. Bu kısmı pek hoş olmadı tabi.
  • 30 Ağustos’ta 10 günlük bir tatile çıktık. Önce Balıkesir, Akhisar ve Manisa’ya uğradık. Babane, teyze ve annesinin arkadaşı Selma Teyzesini ziyaret etti Emroş. Genel olarak uslu olsa da aynı gün içinde 3 farklı mekan ve bir sürü yeni kişiyle tanışınca şaftı kaydı. İlk defa gece sakinleştiremediğim için yatak odasından çıkarıp salona getirdim. Bir şey olmamış gibi Begüm ile oynamaya başladı 🙂
  • 31 Ağustos itibariyle Kuşadası’na geçtik. Bir ara yazacağım ama ne zaman fırsat bulurum bilmiyorum. Çocuklular için şahane bir tatil yeriydi. Ancak bizim oğlan denizden nefret etti. İlk kez denize ve havuza ayak basti ve ciglik cigliga agladi. Korkuyu ogrendigi su donemden once gitmeliymisiz tatile. Bir de hatamız havuz yerine direkt denize götürmekti. Dalgalar korkuttu ve malesef ki havuzu da sevmedi. Yine de bir iki kere ayaklarını sokmayı başardık.
  •  Tatildeyken 3 Eylül günü 5.dişi patladı. Üst sol dişi patladı ve o tarihten beri de 6.dişini çıkarmak için uğraşıyor. Bugün itibariyle hala gelen giden yok 🙂

Nurturia’daki anı defterine kaydettiklerim bu kadar. Yazıyı geç yazınca hangi şeyi ne zaman yapmıştı hatırlamak pek zor.

İyi ki Doğdun Ahmet’im Emre’m!

1 yıl önce 1 yıl sonra

1 yıl önce 1 yıl sonra

Bugün tam bir yıl oldu seni kucağıma alalı ve o mis kokunu içime çekeli. Oysa daha dün gibi her şey. O titrek eller şimdi kocaman oldu, güçlü güçlü tutuyor ellerimi. Kel kafasında bir sürü saç var ve mavi gözleri artık ela 🙂 Hala sarı bir oğlum var ama belli ki babası gibi siyah saçlı olacak ileride. Evet 1 yıl sonra Ahmet’im Emre’m hala babasının minik bir kopyası 🙂 Dilerim onun gibi iyi bir insan, iyi bir eş ve iyi bir baba olur. Seni çok seviyoruz minik kedimiz!

Ben hala 1 yılın nasıl geçtiğine inanamıyorum. Daha dün gibi hastanede seni beklerken yaşadıklarımız. Senin önce hadi geliyorum deyip sonra sancı aralarını açıp gelmekten vazgeçer gibi yapman ve sonra tamam çok ısrar ettiniz geleyim deyip yeniden yola koyulman. Doktorun sabaha kadar dogum olmaz deyip de senin gece 4:05’i seçip o saatte doğman. Ertesi gün gelen nöbetçi doktorun “aaa siz doğurdunuz da taburcu mu oluyorsunuz?” diye şaşırıp kalması (adamın hiç umudu yokmuş demek ki). Hamileliği sevmeyen benim karnımda 4 gün fazladan kalman ve yerini çok sevmiş olman. Sen karnımdayken ettiğimiz kavgalar. Ah o topuklar yok mu o topuklar.  Hıçkırıp durman. Her gün yaptığım otobüs yolculuklarında otobüs ile birlikte senin de karnımda bir o yana bir bu yana zıplayıp durman. Yemeklerde herkesin hayretler içerisinde karnıma bakıp senin hareketlerini izleyip şaşırmaları. Vaay be bütün bunlar nasıl bu kadar çabuk geçti.

Geçti de sen 1 yaşında bir çocuk oldun (artık resmi olarak da “toddler”sın gerçi yürümeye başladığın gün “toddler” olmuştun ama olsun). Pıtır pıtır yürüyorsun, uzak mesafeleri gözün yemezse yakaladığın elin sahibini kaldırıp istediğin her noktaya ulaşıyorsun. Dışarıda olmaya bayılıyorsun, tam bir sokak çocuğusun. Artık dışarıda da elimi bırakıp yürümeye cesaret ediyorsun. Çok güzel “anne” diyorsun. Pütürlü yemekleri yiyor ama karnın doyar doymaz suratını çevirip ööö yapıyorsun. Çatala batırdığım minik karpuzları ağzına götürüp yemeyi çok seviyorsun. Yemek kısmından ziyade çatalla bir şeyler yeme fikrini seviyorsun. Artık kaşığı kendin tutmak istiyorsun. Nihayet önüne koyduğum ekmekleri mıncıklayıp atma kısmından arada bir de ağzına götürmeye geçtin ama arada bir 🙂 Eriğin her türlüsünü çok seviyorsun (hamilelikte o kadar çok yersem). Tam 5 tane dişin var ve 6.yı çıkarmakta zorlanıyor beni 2 gecedir uykusuz bırakıyorsun. Yenidoğan hallerini zaman zaman özlesem de bu pıtır pıtır yürüyen, minik minik konuşan, sarılıp öpen (öpmek derken ağzını açıp yanağıma yapışman), istediğini yaptırmak için inatlaşan hallerin çok güzel.

Artık yazmayı bırakıp işe dönsem fena olmayacak. Zira yaza yaza seninle yaşadığımız maceralar bitmez. Hani sen doğmadan önce sana bir mektup yazmışım ve orada demişisim ya “zaman zaman kızsam da seni çok sevdiğimi hep bileceksin değil mi?” diye, işte bunları sık sık yaşıyoruz ama sen benim seni ne kadar sevdiğimi biliyor ve hep anne diyerek koşup bana sarılıyorsun. Dilerim hayat karşına hep senin gibi güleryüzlü, mutlu ve tatlı insanları çıkarır. O güleryüzün hiç solmasın güzel oğlum. Seni çok ama çok seviyoruzé

11. Ay

Mama sandalyesine oturmak istemeyen, yemek yememek için ağlayan oğlan

Sitenin parkında sallanırken

AET’nin doğum gününe sadece 1 ay kaldı. Geçen sene Ramazan Bayramı vakti acaba bayramda mı doğacak yoksa bekleyecek mi diyerek geçmişti. AET ise beklemeyi tercih etmiş, üstüne beklenen günü de 4 gün geçirmişti. Hep diyorum oğlum çok rahattı karnımda ve hiç çıkmak istemedi; vücüdum “yeter artık seni sonsuza kadar taşıyamam” deyip attı dışarı 🙂 Resmen aşağı inmek bilmedi beyefendi. Son gün İkea’da gezerken bile karnım tepedeydi.

11 ay çok hızla geçti ve eminim şu son 1 ay da çok hızlı geçecek ve bir bakacağız minik oğlan 1 yaşında koca oğlan olmuş. Bu ay Ramazan dolayısıyla daha durgun geçti bizim açımızdan ama AET sağolsun Ramazan ile birlikte uyku düzenini alt üst ederek sık uyanmaya başladı. İşin kötüsü emmeden de uyumak istemedi. O zor günleri hala yaşıyoruz malesef. 10 ay boyunca güzel uyuyan bebek gitti yerine yepyeni bir bebek geldi sanki. Bugüne kadar gece gözlerini açıp da etrafa ilgiyle baktığı görülmüş şey değildi. Daha doğduğu gece 2’den 8’e kadar deliksiz uyuyan bir bebekti. Ama ne oldu neden oldu bilmiyorum ama (dişler ve anneye aşırı düşkünlük olabilir) huzurlu mutlu bebiş gitti yerine geceleri uyanınca zır zır ağlayan, emmeyince de sakinleşmeyen bir bebek geldi. Biliyorum ki bugünler geçici. Hala kendi başına kendi yatağında uykuya geçiyor. Eminim gece uyanmaları da eskisi gibi azalacak. Bu ara bol sabra ihtiyacım var sadece. Pek kalmadı da bu ara kendimi gaza getireyim diye buraya da yazıyorum.

Gelelim 11.ay’da neler yaşadığımıza:

  • Sanırım açık ara en önemli olay AET’nin sonunda cesaret edip kendi başına adımlar atmaya başlaması. Bu ayın başlarında ellerini bırakıp tay tay durma çalışmalarına bşlamıştı. Malum en büyük zevki yerden bir oyuncak alıp hemen en yakın koltuga tutunup kalkıp o şekilde oyuncakla oynamak. İşte işi ileriye götürüp hiç bir yere tutunmadan oynamaya başlamıştı. Yürümesi için cesaretlendiriyorduk ama pek gaza gelmiyordu. Ta ki geçen haftasonuna kadar. Elleri bıraktı, hoop 3-4 adımda karşıdaki koltuğa ulaştı. Hızını alamayıp oradan da pufa doğru 2-3 adım attı. Sevincini görmeliydiniz. Biz bir yandan aferin, bravo deyip alkışlıyoruz, o bir yandan ellerini deli gibi koltuğa vurup kahkahalar atıyordu. Başarının tadını alınca da bu denemeleri hızlandırdı. Henüz yürüyor diyemiyorum çünkü kısa mesafelerde deneme çalışmalarında kendisi. Henüz 4-5 adımı geçmedi yürüyüşleri. Sanırım yaşına girerken artık çok rahat yürüyor olacak.
  • Artık 4 dişli bir canavar. Geçen ayın son günü çıkan 3. dişin yanına 10 gün sonra 4.diş kuruldu. Üst dişlerin çıkması alt dişlerle kıyaslayınca pek zormuş. İlk 2 dişinin çıktığını hiç anlamamıştık bile ama bu 2 diş (ve daha gelecek olanlar) mahfetti çocuğumu.
  • Artık kendi adını söylüyor. Sitedeki çocuklar sürekli “Emme” diye seslendiği için kendisine artık o da “Emme” demeye başladı. Bakıcısı adın ne diye sorduğumda söylüyor dese de bana çok inandırıcı gelmiyor 🙂
  • Bakıcısının öğrettiklerini çok güzel yapıyor. Bunlardan bir tanesi “bıktım yap” deyince kıyafetini tutup silkmesiydi. Artık pek yapmıyor. Bir diğeri ise minik kavanozların kapağını doğru şekilde yerleştirip açıp kapatmaya çalışması. Kavanoz ve kapağı mama sandalyesine koyuyorum. Önce kapağı olması gerektiği gibi ters çeviriyor, eline alıyor ve hoop kavanozun üstüne koyup kapatmaya uğraşıyor.
  • Halkalı oyuncağının halkalarını iki eliyle tek tek yerleştiriyor.
  • İçiçe giren kovaları farklı sırayla da olsa üstüste koymaya çalışıyor. Yaptığımız kuleleri yıkıyor.
  • “Hadi parmaklarını say” deyince sağ elinin işaret parmağı ile sol elinin parmaklarına dokunuyor. Aynı hareketi 1,2,3 buçuk diye şarkı söylediğimizde ya da “sağ elimde 5 parmak” şarkısını söylediğimizde de yapıyor.
  • Şarkılarla birlikte tempo tutmaya, ellerini deli gibi o an neredeyse (mama sandalyesindeyse tepsisine, koltuğa tutunup kalkmışsa koltuğun minderine) oraya vurmaya başlıyor. Bir yandan da kahkahalarla eşlik ediyor.
  • Bu ay teyzesi ve kuzeni ziyarete geldiler. Kuzeni sürekli teyze dediği için AET de teyze demeyi öğrendi: “tesse, tesse” deyip durdu.
  • Bakıcısına artık “abba” diyor. Arkadaşı Mert kendi bakıcısına abla diyor ve bizim eleman da ondan kopya çekiyor.
  • Bu aralar çok güzel çiğnemeye başladı. Pütürlü yeme konusunda büyük bir adım attı yani. Ama hala kusmaya devam ediyor. Ya boğazına bir şey takılırsa ya da kazara 1 kaşık fazla yerse hoop her şeyi kusuyor. Tabi ki yemeğin ilk 3 kaşığında sesini çıkarmayıp 3 kaşıktan sonra sürekli kafasını çeviren, ancan dikkatini başka tarafa çekince ağzını açan bir oğlan olduğu için doyduğunu anlamak da zor oluyor. Acaba doyduğundan mı kafa çevriliyor yoksa sıkıldığından mı? Bunu anlamak pek zor 😦
  • Anneye düşkünlüğü iyice arttı. İşten geldikten sonra kucağımdan inmek istemiyor hiç, oyun oynamak için bile bıraksam ağlıyor. 10-15 dakika sonra yere inmeye ikna oluyor. Ama ben hep gözünün önünde olmalıyım.
  • Çok tatlı sarılıyor ve kafasını omzuma yaslıyor. “Sarılalım sarılalım” dediğimde o an ne yapıyorsa bırakıp, pıtır pıtır bana doğru emekleyip, kucağıma tırmanıp sarılıyor. Mesdolduğumu söylememe gerek var mı?
  • En sevdiği oyun arkama geçip yandan kafasını uzatıp bana bakıp gülümesemek. Bu da beni benden alıyor. Nasıl da biliyor kendini sevdirmeyi.
  • Özellikle oyun parkında istediğini yapmak için benimle inatlaşmaya başladı. Kucağıma aldığımda da mücadele ediyor yere inip istediğini yapmak için.

İyi ki nurturia’daki anı defteri olayı var. Yoksa bunların hiç birini hatırlayamazdım. 12. ay’da görüşmek üzere…

10. Ay

Bugün (12 Temmuz) itibariyle AET dünyamızdaki 10. ayını dolurdu. 10 aylık bir bebeğim olduğuna hala inanamıyorum desem abartmış olmam sanırım. Günler süper hızlı geçiyor hala. Kimi zaman enerjik kimi zaman yorgun, kimi zaman uykulu kimi zaman uykusuz derken 10 koca ayı geride bıraktık. Bebeğim diyorum ama aslında AET resmen bir çocuk artık. Bebek hareketlerinden eser kalmadı neredeyse. Bize kafa tutyor eleman yahu, daha ne olsun değil mi?

Bu ay yeni eklenen (ya da geçen aydan unutulan) yapilabilenler listesi şöyle:

  • Ayağa kalkma, sıralama, emekleme konusunda uzmanlaştı. Hareketler çok seri. Henüz kötü bir düşme mevcut değil çok şükür. Kontrollü bir şekilde kendini yere bırakarak oturmayı çözdü. Arada kafasını bir yerlere çarpsa da çok çok acimadigi sürece ağlamıyor. Bu huyu umari değişmez zira çok hoşuma gidiyor 🙂
  • Ellerini bırakıp tay tay durma çalışmaları yapıyor. 1-2 adım attı bile. Ankara ziyaretinde kuzenlerini göre göre ben niye yurumuyorum kendi başıma dedi galiba ve ilk aşaması olan tay tay durmalara başladı.
  • “Abba” demeye başladı. Kuzeni Elif’e abba diye seslendi hep. Arada bana da diyor ama olsun 🙂
  • Bir diğer yeni kelime ise “mamma.” Bu ayın son günlerinde bir anda mamma mamma diye dolanmaya başladı. Elimde bir şey yediğimi görürü görmez mamma diyordu başlarda ama şimdi kafasına göre başka şeylere de mamma diyor 🙂
  • “mamma”dan sonra bir de “amma” demeye başladı ki onu da sadece bana diyor. Galiba anne yerine amma daha uygun bir kelime gibi görünüyor oğluma 🙂
  • Artık elinde kutu ve oyuncağı varken oyuncağı kutuya koy dediğimizde hoop oyuncak kutuya giriyor. En sevdiği de topu kutuya atmak. Hadi oğlum topu kutuya koy diyorum hoop top kutuda.
  • Topunu (ya da başka bir oyuncağı) bana getir deyince de pıtır pıtır emekleyip dediğim oyuncağı alıp bana getiriyor. Babasıyla ha bire top atıp yakalayıp getirmece oynadılar. Babasının hayali ise “hadi oğlum bakkala git ekmek al” dediğinde onu yapması 🙂 Bunun için çok zamanımız var tabi ki.
  • Çığlıklar geri döndü 😦 Bir şey istediğinde, bir şeyi yapmak istemediğinde, çok yorulduğunda, çok uykusu geldiğinde, birinin peşinden yetisemediginde vs. basıyor çığlığı. Öyle böyle de değil resmen kafamı şişirdi Ankara ziyaretimizde.
  • Salıncağı pek seviyor. Bazen hiç inesi gelmiyor, bazen de al beni diye kaldırıyor kollarını havaya. Lojmanimiza küçük de olsa bir oyun parkı yapıldı. Bu ay en çok orada vakit geçirdik. Salıncakta sallanmaca, kaydiragin merdivenine tirmanmaca, sonra kaydıraktan kontrollü bir şekilde kaydırmaca, Lara ile tahtravalliye binmece derken park çocuğu oldu iyice. Bunlara rağmen hala favorisi birilerinin pesindne yürümek ve koşmaya çalışmak.
  • Elimden tütün ben de yürüyeyim derdinde, tek elimizi bırakıyor ve kendi başına yürümeye çalışıyor. Tabi yeni olduğu için de sarhoş gibi yürüyor.
  • Hala anne düşkünü. Sabahları özellikle sürekli peşimde. İse giderken arkamızdan feci ağlıyor 😦 Gerçi 10 saniye sonra bakicisiyla oyuna dalıyor ama olsun bizi üzüyor 😦
  • 2. kez uçağa bindi. Kınalıada sutopu takımı elemanlarının kucağında dolaştı. Çok rahat bir yolculuktu ama sonlara doğru meşhur çığlıklarına başladı. İlla herkes kendisi ile ilgilensin istiyor küçük adam. Hele emniyet kemeri ile annesinin kucağına bağlanmayı hiç istemedi. Emzik almamasına rağmen sorun yaşamadık çok şükür.
  • Araba yolculuğunda biraz mızıldandı. Uzun bir yolculuk oldu. Ankara’dan İstanbul’a 7,5 saatte ancak geldik. Bunun yaklaşık 3 saati yolda duraklamalarla gecti. Tabi yolculuğu Kuzuluk aktarmalı yapmamızın da bunda etkisi var.
  • Kerem ve Elif’in oyunlarına salça olup ellerinden oyuncaklarını çekti.Görseniz sanki koca adam da kendinden 2-2,5 yaş büyük çocuklara kafa tutuyor. Oyuncağı alamadığı zaman da basıyor çığlığı. Elif de Kerem de dlei oldular Emre’nin çığlıklarına 🙂
  • Ankara’da hem gündüz hem gece uykularına yatırmak park yatakla çok rahat oldu. İlk gün ve gece uyku konusunda zorlanınca bir park yatak almak elzem oldu. İyi ki de almışız zira sayesinde çok rahat oldu uykuya geçişler. Hatta yeni taktiklerle artık evde de uykuya geçiş süreleri kısaldı.
  • 10. ayın son gününde üst kesici dişlerden biri patladı. Su an 3 dişli bir canavarimiz var. Alt dişler çıkarken hiç anlamamıştık ama üst dişler biraz uykusuz bıraktı bizi. Umarım gerisi kolay gelir.
  • Öpücük atmayı öğrendi. İlk öpücüğünü de Lara’nin annesi Celia’a attı. Bu aralar favori kişisi Celia. Onu görünce deli gibi seviniyor ve kucağına gitmeye çalışıyor 🙂
  • Bay bay yapmayı artık iyice öğrendi (önceden de bir ara yapmıştı ama sonrasında hemen bırakmıştı yapmayı) ve hemen arkasından Malatya’da çocuklara gösterildiği gibi bay bay yerine baş baş demeyi öğrendi. Hadi baş baş deyince hemen kafasına vurmaya başlıyor ve bu harekete bayılıyor.
  • Yemek bitince bitti diyoruz ve hemen ellerini bitti kalmadı şeklinde birbirine vuruyor 🙂
  • Alkış yapmayı öğrenmişti ancak biz dediğimizde inatla yapmıyordu. Bu ay inadı kırıldı ve biz dediğimizde de alkış yapmaya başladı.

Simdilik aklima gelenler bunlar.

9. Ay

Önnot: Fotoğraf eklenecek 🙂

AET 9 ay 13 günlük oldu ve ben nihayet 9. ay yazımızı paylaşıyorum 🙂

9. ay bir çok açıdan yine ilklerin yaşandığı bir ay oldu bizim için zira Emroş tam 8 gün anne ve babasından ayrı kaldı. 18 Mayıs sabahı 3:30 civarında yola çıkıp ABD’ye bir konferans için gittik ve 26 Mayıs akşamı 21:30 civarında dündük. Tabi ki Emroş uyuyordu ama gece 1 civarı uyandı süt için. Bu defa anneanne ve biberon gitmiş anne ve meme gelmişti 🙂 Başta çok farkında olmadan memeye yumuldu, karnını doyurdu. Sonra ben öptüm kokladım oğlumu. O da gözleirni cin gibi açıp kocaman bir gülümseme yerleştirdi suratına. Ben öpüp duruyor o da sırıtıyordu 🙂 Çok uzatmadım zira uykusunu temelli açmak istemedim. Yatağına koyunca poposunu dönüp uykuya geri döndü. Sabah ise buluşmamız daha güzeldi. Kapıda beni görünce deli gibi sevindi. Kucağımda tepinip durdu. Hemen yatağımıza getirdim. Bir babasına bir bana baktı. Bana doyunca da babasına gidip onunla koklaştılar. Nasıl mutluydu anlatamam. Korktuğumuz, yani küsüp bize trip atması, başımıza gelmedi çok şükür. Sadece daha çok anneci bir bebek olup çıktı ki o da sanırım 9. ayın genel özelliğiymiş.

Emroş biz yokken kendini aştı ve konuşmaya ve ayağa kalkıp sıralamaya başladı. İnanılır gibi değil ama 1 hafta da çok resmen “level” atladı. Bakalım bu ay neler yaşanmış:

  • 8 aylık olduğu günden itibaren ek gıda menüsüne kahvaltı da eklendi. Tuzu çıkarılmış beyaz peynir, yumurta sarısı, tam buğday unlu ekmek, tereyağı ve anne sütünden oluşan bir menüsü var.
  • Meyve de yemeye başladı. İlk seferler talihsizdi zira tatlı şey verince kusan bir oğlum vardı ama çok şükür artık yavaş yavaş alıştı tadına.
  • Oğlum annesiyle birlikte canlı yayına çıktı 🙂 Gülben Ergen’in Trt1’de yayınlanan programına ASSOB’u tanıtmak üzere sevgili Derya, Yıldız Abla ve süt kızım Elif ile anne sütü ihtiyacı olan Nevin Anne ve doğmamış bebeğine anne sütü vermek isteyen 2 güzel süt anne Özlem ve Esra anneler ile minik Kerem vardı programda. Biz gayet eğlendik ve de ASSOB’un tanıtımı açısından çok sevindik. Sonrasında üzücü ve sinir bozucu şeyler olsa da faydalı oldu diye düşünüyorum.
  • Yattığı yerden oturu pozisyona geçme konusunda bu ay profesyonelleşti. Artık çok seri 🙂
  • 20 Mayıs Pazar günü yanı tam 8 ay 8 günlükken yatağının kenarına tutunarak ayağa kalktı.  Bir kaç gün içindeyse sıralamaya başladı.
  • 22 Mayıs Salı günü (8 ay 10 günlük iken) ilk anlamlı kelimesini anlamını bilerek söyledi: dedde 🙂 Hani oğlum dede diye sorunca, dedesine dönüp bakarak “dedde” diyordu
  • 2. anlamlı kelimesi ise “atta” oldu. Yani dışarı çıkmak 🙂 “Dede nerde oğlum?” diye sorunca dedesine dönüp kollarını kaldırarak “dedde atta atta” diye dedesinden kendisini dışarı çıkarmasını istedi. Dedesi gidene kadar bu şekildeydi ama ne zamanki dedesi gitti, artık “dedde” kelimesi söylenmez oldu. Baktı ne dede var ne de attaya gitmek, sustu oğluşum.
  • Diğer kelimeleri ise “kaka” ve “Lara” oldu. Pnları da artık söylemese de bir hafta boyunca tekrarladı.
  • Şimdilerde ise favorisi “babba”. Hani oğlum baba? deyince hemen babasına dönüp “babba” diyor. Sabahları aynadan yatakta uyuyan babasını görünce hemen “babba” demeye başlıyor. Babası tabi ki pek mesut 🙂
  • Amerika’dan döndükten 3 gün sonra feci hasta oldu. 38,5 civarı ates, burun akıntısı ve halsizlik vardı ama hala yaramazlık peşindeydi. 5 günde zorla geçti hastalığı yavrumun.
  • Bu ay yine ilk defa 3 gece annesiyle yalnızdı. Babası iş gezisi için Hollanda’ya gidince annesi bu defa babaneye haber vermedi. Yalnıs kalmak çok daha iyiymiş onu görmüş olduk. Üstelik yalnızken bir gece feci kustu ama olsun yalnız olduğumda daha iyi idare ediyorum. Deli miyim neyim bilmiyorum ama yardım etmeye çalışırken insanların beni daha çok boğduğunu farkettim.
  • Ayağa kalkıp sıralama konusunda uzmanlaştıktan sonra emeklemeye başladı. Ters oğlum benim 🙂 Çok tatlı emekliyor ama tabi ki tutunacak yer varsa önceliği hep ayağa kalkıp yürümekten yana.
  • Elinden tutup bütün evi ve bahçeyi turluyoruz artık. Yürümesi yakın diyor herkes. Hem seviniyor hem korkuyorum 🙂

9 ayın geçtiğine hala inanamıyorum. Vay be 🙂

Çalışan Annenin Bir Günü

Neden bu kadar tembel oldum ya da işlere yetişememeye başladım bilmiyorum. Mesela dolabımda hala kışıklarla yazlıklar bir arada. Neden? Kışlıkları kaldırmaya fırsat bulamadım bir türlü. Mesela kotlarımın paçalarını kıvırarak giyiyorum, neden? Çünkü bir türlü oturup da paçalarını katlayamadım. Oğlış 9 ay 13 günlük ama hala 9. ay yazısını yazıp yayınlayamadım. Bu liste uzar gider. Peki ne yaptım bunların yerine? Oğluma tam buğday unundan ekmek mayaladım haftada 2 veya 3 kere (artık buzluğa atmaya karar verdim böylece haftada 1 kere de yapsam taze ekmeği olacak oğlumun). Ekmek makinam falan yok benim. Yanlış anlamayın karşı olduğumdan değil küçücük mutfağıma bir de onu sığdıramayacağımdan. Ben ne yapıyorum peki? Eski usul un, maya, su karıştırıp yoğuruyorum. 1 saat içinde mayalanıyor. Sonra uzun kek kalıbı gibi olan borcamımı tereyağ ile yağlayıp hamuru döküyorum içine doğru ısıtılmış fırına. 40 dakika içinde falan mis gibi ekmeğimiz hazır 🙂 Peki oğlum napıyor? Hala zorla yiyor pütürlü ekmeği 😦 Ama annesi onun yolunu da buldu. Ah bir de bakıcısı “hayır benimle de iyi yiyor deyip” durmak yerine benim yöntemimi denese de oğlum da öğürmeden yese. Neyse…

Başka ne yapıyorum? Durun size günlük planımızı yazayım 🙂

Sabah 7 civarı güne başlıyoruz. Önce oğluşla sarılıp koklaşmaca. Islak bezi değiştirmece. Babaya satıp süt sağmaya gitmece. Bu arada bakıcısı gelir ve üstünü değiştirdikten sonra Emroş’u alır babasından ki babası da artık hazırlanmaya başlayabilsin. Anne (kendimden niye 3. şahıs olarak bahsediyorsam) mutfakta süt sağmaya başlamadan önce yumurtayı ocağa koyar ki o arada haşlansın. Süt sağma işi biter, kahvaltı hazırlamaca başlar. Bir miktar ekmek içi ufalanır. Üzerine anne sütü dökülür ve biraz da tereyağı eklenir. Sadece 30-45 saniyeliğine kaynayan yumurta cezvesinin üzerine bu tabak yerleştirilir ki tereyağ biraz erisin. O arada ekmek kaşıkla iyice ezilmeye çalışılır. Bir yandan önceki günden suya koyularak tuzu çıkarılmış beyaz peynir başka bir kase içinde ezilir. Sonra içine haşlanmış yumurtanın sarısı eklenip iyice ezilir birlikte. Üzerine yavaş yavaş anne sütü eklenip hafif sıvı kıvama getirilir (önceden peynir+anne sütü ve yumurta sarısı+anne sütü ayrı kaselerde olurdu ama artık birleştiriyorum). Bu iki tabak ve bir minik kase su bir tepsiye koyulur ve işte oğluşun kahvaltısı hazır. Tabi bütün bu işlemler en az yarım saat en fazla 45 dakika sürer (arada Emroş’un beni göresi gelirse daha da uzayabilir). Bakıcısı Emroş’a kahvaltısını yaptırırken anne şahsı duş+hazırlanma telaşına düşer. Evden çıkma saati çoktan geçtiğinden kahvaltı yapılamadan güne başlanır. Çoğu zaman Emroş da kahvaltısını bitirmiş olur ve hep beraber dışarı çıkılır. Anne-baba işe giderken Emroş parka doğru yol alır.

Bütün gün işte bazen yoğun bazen daha hafif çalışılır. Akşam 17:45-18:00 civarı anne eve döner. Kapıda Emroş mutlulukla karşılar. Hatta hemen kucağıma almazsam dellenir. Kapıdan girişim ile Emroş hoop kucağa. El yıkamaya lavaboya birlikte gidilir. Kıyafet değiştirilirken Emroş yatağın üzerinde anneye tutunarak ayağa kalkıp annenin üzerine tırmanmaya çalışır. Bir yandan üstünü değiştirmeye çalışan anne kişisi bir yandan da Emroş düşmesin diye bacağını kolunu nereye uzatacağını şaşırır. 10 dakikada zor giyinilir ve Emroş kucakta çıkılır. Bakıcı ile günün kritiği yapılır. İşteyken sağılan sütler çıkar. O sütler ile bakıcı Emroş’a muhallebi pişirir. Anne ise sürekli tetiktedir çünkü bakıcımız her gün yaptığı muhallebiye hala ne kadar irmik ya da pirinç unu koyacağını bilmemektedir. Bir gün sıvı bir gün koyu pişer. Anne sürekli aman az oldu aman çok oldu diye strese girer. 18:30 civarı bakıcı ile birlikte aşağı inilir. Bakıcı evine Emroş ve annesi sitenin parkına. Tabi park yeni yapıldı ve pek küçük. O sebeple genelde Emroş kucakta sitenin etrafı turlanır. O saatte tüm anne babalar çocuklarıyla aşağıdadır. Çocuklar ile beraber anne babalar da sosyalleşir. Bir klasik olarak Lara ve annesi Celia ile takılınır. Emroş bu ara elinden tutulup dışarıda da yürüdüğü için anne eğile eğile Emroş’u gezdirir. 19:15 civarı eve dönülür. Evde tabi ki Emroş anneden ayrılmamak adına hep kucaktadır. Yerde birlikte oynasak bile illa bir el ile bana tutunur (her an kaçabilirim malum, üstelik hiç kaçarak gitmedik hep kapıdan el sallar bize). 19:30 civarı mama yenir. Bir süre daha birlikte oynanır. 20:00 banyo vakti. Babası gelmişse ne ala. En azından anne yardım alır ama baba henüz gelmemişse (ki 5 günün 3’ünde gelmemiş olur) anne, Emroş kucakta bir yandan banyo suyunu ayarlar, bir yandan kıyafet hazırlar. Sonra yıkayıp büyük bir mücadele ile kurulama, yağlama ve bez bağlama işlemine geçilir. Bu arada Emre hep kaçmaya çalışır. Kanapede hoop ayağa kalkar yukarıda ne varsa aşağı indirir. Dahası kendisi aşağı inmeye çalışır. Bu arada zorla bez bağlama işlemi gerçekleşir. Body giydirilir, saçlar kurulanır. Saat 20:15 olmuştur. Emroş kucakta biraz ninni söylenir (uykuya hazırlama babında sakin aktivite olarak kitap okumak istiyoruz ama hala kitap yendiği için onu gerçekleştiremedik) ve yatağa bırakılır. Tabi ki Emroş hemen hoop ayağa. Anne yere oturur, bir elinde telefon en azından email bakılır, bir kaç siteye girilir. Emroş mızıldanırsa ninni söylenir. Mızıldanmayı bırakırsa anne de susar. Bir süre sonra ayakta durmaya hali kalmayınca pes eden Emroş yatağına uzanır ve bir o yana bir bu yana döne döne, kendi kendine ninni söyleye söyleye uyur. Saat 20:30’u göstermektedir. 2,5 saatlik bu maraton annede hal bırakmamıştır. Baba o arada geldiyse yemek hazırlamaya yardım eder. Yemek yenir. Saat olmuştur 21:00. Annenin çilesi (pardon işleri) bitmez. Ekmek mayalanacaksa ekmek yoğurma işine girilir. İşten getirilen süt sağma ekipmanı yıkanır, sterilize edilir. Emre’nin bir sonraki günkü yoğurdu mayalanır (genelde Emre uyanıkken mama yediği esnada yapıyorum ama bazen imkan olmuyor malum). Bulaşıklar makineye baba tarafından yerleştirilmiştir ama tencereler anneyi bekler. Onlar yıkanır. Bazen çay demlenir bazen ona da hal kalmaz. Saat 21:45 civarı annenin poposu sonunda minder yüzü görür 🙂 15 dakika sonra “bebeğimiz çok tatlı di mi?” diye bebeğini özlediğini farkeden anne bu tempoya nasıl ayak uydurduğunu bilemez ama mutludur (genellikle). Eskiden olsa akşam biraz çalışılırdı ama annenin hali olmayınca artık evde çalışmak bir hayal. 23:00 civarı Emroş beslenir ve anne de uyur. Arada genelde 1 kez daha Emroş emmek için uyanır. Bazen 2 kere kalktığı da olur. Aslında aç değildir ama tüm gün emzirmeyen anne kıyamayıp emzirir oğlunu. 1 yaş civari gece emmeleri kesilecek diye düşünür anne ve kendini motive eder. İşte çalışan annenin bir günü…

Biriken Yazılar

Son zamanlarda o kadar çok şey birikti ki yazacak yazmaya korkar oldum. Süt annelik mevzusu vardı yazacağım, aldı başını başka yerlere gitti. Dolayısıyla bu konuda yazacaklarım daha da arttı. AET’den ilk defa ayrıldım hem de tam 1 haftalığına. Ona dair yazacaklarım var, unutulmayı bekliyorlar 😦 İlk kez kendi başına ayağa kalkmayı başardı ve şu aralar yatağının içinde sıralamaya (kenarlardan tutunarak yürüme) başladı. Hem çok şeker hem de iyice zor oldu ama güzel oldu. Konuşmaya başladı desem abartmış olmam heralde. İlk kelimesi dede ve hemen arkasından atta oldu. Hatta “dede nerede” diye sounca dedesine dönüp kollarını kaldırıp “dedde atta atta” diye neredeyse bir cümle bile kurdu. Bu ilk cümle de nasıl da sokak çocuğu olma yolunda ilerlediğini gösteriyor sanırım. Ve bütün bunları biz Amerika’dayken yaptı. Bu ilklerine anneanne ve dedesi şahit oldu. Şimdilerde kelime hazinesi dedde (dede), atta (dışarı çıkmak), dada veya daga (baba), laa (Lara), kaka (kaka). En azından benim duyduklarım bunlar. İşte bir sürü şey birikti yazacak. En azından bunları unutmamak için 5 dakikalık bir fırsatını bulmuşken yazayım istedim. Babasının deyimiyle “artık bu oğluşla hayat daha mı güzel ne?”