Category Archives: Haberler

Çalışan Annenin Bir Günü

Neden bu kadar tembel oldum ya da işlere yetişememeye başladım bilmiyorum. Mesela dolabımda hala kışıklarla yazlıklar bir arada. Neden? Kışlıkları kaldırmaya fırsat bulamadım bir türlü. Mesela kotlarımın paçalarını kıvırarak giyiyorum, neden? Çünkü bir türlü oturup da paçalarını katlayamadım. Oğlış 9 ay 13 günlük ama hala 9. ay yazısını yazıp yayınlayamadım. Bu liste uzar gider. Peki ne yaptım bunların yerine? Oğluma tam buğday unundan ekmek mayaladım haftada 2 veya 3 kere (artık buzluğa atmaya karar verdim böylece haftada 1 kere de yapsam taze ekmeği olacak oğlumun). Ekmek makinam falan yok benim. Yanlış anlamayın karşı olduğumdan değil küçücük mutfağıma bir de onu sığdıramayacağımdan. Ben ne yapıyorum peki? Eski usul un, maya, su karıştırıp yoğuruyorum. 1 saat içinde mayalanıyor. Sonra uzun kek kalıbı gibi olan borcamımı tereyağ ile yağlayıp hamuru döküyorum içine doğru ısıtılmış fırına. 40 dakika içinde falan mis gibi ekmeğimiz hazır 🙂 Peki oğlum napıyor? Hala zorla yiyor pütürlü ekmeği 😦 Ama annesi onun yolunu da buldu. Ah bir de bakıcısı “hayır benimle de iyi yiyor deyip” durmak yerine benim yöntemimi denese de oğlum da öğürmeden yese. Neyse…

Başka ne yapıyorum? Durun size günlük planımızı yazayım 🙂

Sabah 7 civarı güne başlıyoruz. Önce oğluşla sarılıp koklaşmaca. Islak bezi değiştirmece. Babaya satıp süt sağmaya gitmece. Bu arada bakıcısı gelir ve üstünü değiştirdikten sonra Emroş’u alır babasından ki babası da artık hazırlanmaya başlayabilsin. Anne (kendimden niye 3. şahıs olarak bahsediyorsam) mutfakta süt sağmaya başlamadan önce yumurtayı ocağa koyar ki o arada haşlansın. Süt sağma işi biter, kahvaltı hazırlamaca başlar. Bir miktar ekmek içi ufalanır. Üzerine anne sütü dökülür ve biraz da tereyağı eklenir. Sadece 30-45 saniyeliğine kaynayan yumurta cezvesinin üzerine bu tabak yerleştirilir ki tereyağ biraz erisin. O arada ekmek kaşıkla iyice ezilmeye çalışılır. Bir yandan önceki günden suya koyularak tuzu çıkarılmış beyaz peynir başka bir kase içinde ezilir. Sonra içine haşlanmış yumurtanın sarısı eklenip iyice ezilir birlikte. Üzerine yavaş yavaş anne sütü eklenip hafif sıvı kıvama getirilir (önceden peynir+anne sütü ve yumurta sarısı+anne sütü ayrı kaselerde olurdu ama artık birleştiriyorum). Bu iki tabak ve bir minik kase su bir tepsiye koyulur ve işte oğluşun kahvaltısı hazır. Tabi bütün bu işlemler en az yarım saat en fazla 45 dakika sürer (arada Emroş’un beni göresi gelirse daha da uzayabilir). Bakıcısı Emroş’a kahvaltısını yaptırırken anne şahsı duş+hazırlanma telaşına düşer. Evden çıkma saati çoktan geçtiğinden kahvaltı yapılamadan güne başlanır. Çoğu zaman Emroş da kahvaltısını bitirmiş olur ve hep beraber dışarı çıkılır. Anne-baba işe giderken Emroş parka doğru yol alır.

Bütün gün işte bazen yoğun bazen daha hafif çalışılır. Akşam 17:45-18:00 civarı anne eve döner. Kapıda Emroş mutlulukla karşılar. Hatta hemen kucağıma almazsam dellenir. Kapıdan girişim ile Emroş hoop kucağa. El yıkamaya lavaboya birlikte gidilir. Kıyafet değiştirilirken Emroş yatağın üzerinde anneye tutunarak ayağa kalkıp annenin üzerine tırmanmaya çalışır. Bir yandan üstünü değiştirmeye çalışan anne kişisi bir yandan da Emroş düşmesin diye bacağını kolunu nereye uzatacağını şaşırır. 10 dakikada zor giyinilir ve Emroş kucakta çıkılır. Bakıcı ile günün kritiği yapılır. İşteyken sağılan sütler çıkar. O sütler ile bakıcı Emroş’a muhallebi pişirir. Anne ise sürekli tetiktedir çünkü bakıcımız her gün yaptığı muhallebiye hala ne kadar irmik ya da pirinç unu koyacağını bilmemektedir. Bir gün sıvı bir gün koyu pişer. Anne sürekli aman az oldu aman çok oldu diye strese girer. 18:30 civarı bakıcı ile birlikte aşağı inilir. Bakıcı evine Emroş ve annesi sitenin parkına. Tabi park yeni yapıldı ve pek küçük. O sebeple genelde Emroş kucakta sitenin etrafı turlanır. O saatte tüm anne babalar çocuklarıyla aşağıdadır. Çocuklar ile beraber anne babalar da sosyalleşir. Bir klasik olarak Lara ve annesi Celia ile takılınır. Emroş bu ara elinden tutulup dışarıda da yürüdüğü için anne eğile eğile Emroş’u gezdirir. 19:15 civarı eve dönülür. Evde tabi ki Emroş anneden ayrılmamak adına hep kucaktadır. Yerde birlikte oynasak bile illa bir el ile bana tutunur (her an kaçabilirim malum, üstelik hiç kaçarak gitmedik hep kapıdan el sallar bize). 19:30 civarı mama yenir. Bir süre daha birlikte oynanır. 20:00 banyo vakti. Babası gelmişse ne ala. En azından anne yardım alır ama baba henüz gelmemişse (ki 5 günün 3’ünde gelmemiş olur) anne, Emroş kucakta bir yandan banyo suyunu ayarlar, bir yandan kıyafet hazırlar. Sonra yıkayıp büyük bir mücadele ile kurulama, yağlama ve bez bağlama işlemine geçilir. Bu arada Emre hep kaçmaya çalışır. Kanapede hoop ayağa kalkar yukarıda ne varsa aşağı indirir. Dahası kendisi aşağı inmeye çalışır. Bu arada zorla bez bağlama işlemi gerçekleşir. Body giydirilir, saçlar kurulanır. Saat 20:15 olmuştur. Emroş kucakta biraz ninni söylenir (uykuya hazırlama babında sakin aktivite olarak kitap okumak istiyoruz ama hala kitap yendiği için onu gerçekleştiremedik) ve yatağa bırakılır. Tabi ki Emroş hemen hoop ayağa. Anne yere oturur, bir elinde telefon en azından email bakılır, bir kaç siteye girilir. Emroş mızıldanırsa ninni söylenir. Mızıldanmayı bırakırsa anne de susar. Bir süre sonra ayakta durmaya hali kalmayınca pes eden Emroş yatağına uzanır ve bir o yana bir bu yana döne döne, kendi kendine ninni söyleye söyleye uyur. Saat 20:30’u göstermektedir. 2,5 saatlik bu maraton annede hal bırakmamıştır. Baba o arada geldiyse yemek hazırlamaya yardım eder. Yemek yenir. Saat olmuştur 21:00. Annenin çilesi (pardon işleri) bitmez. Ekmek mayalanacaksa ekmek yoğurma işine girilir. İşten getirilen süt sağma ekipmanı yıkanır, sterilize edilir. Emre’nin bir sonraki günkü yoğurdu mayalanır (genelde Emre uyanıkken mama yediği esnada yapıyorum ama bazen imkan olmuyor malum). Bulaşıklar makineye baba tarafından yerleştirilmiştir ama tencereler anneyi bekler. Onlar yıkanır. Bazen çay demlenir bazen ona da hal kalmaz. Saat 21:45 civarı annenin poposu sonunda minder yüzü görür 🙂 15 dakika sonra “bebeğimiz çok tatlı di mi?” diye bebeğini özlediğini farkeden anne bu tempoya nasıl ayak uydurduğunu bilemez ama mutludur (genellikle). Eskiden olsa akşam biraz çalışılırdı ama annenin hali olmayınca artık evde çalışmak bir hayal. 23:00 civarı Emroş beslenir ve anne de uyur. Arada genelde 1 kez daha Emroş emmek için uyanır. Bazen 2 kere kalktığı da olur. Aslında aç değildir ama tüm gün emzirmeyen anne kıyamayıp emzirir oğlunu. 1 yaş civari gece emmeleri kesilecek diye düşünür anne ve kendini motive eder. İşte çalışan annenin bir günü…

Advertisements

Yarım yılı geride bırakırken…

12 Eylül Pazartesi günü 40 hafta 4 günlük anne karnı macerasından sonra sabaha karşı 4:05’te dünyaya gelen güzel bebeğim AET’m bugün tam 6 aylık oldu. 6. ay yazımız çok yakında gelecek. Tarihe bir not düşmek istedim. İyi ki geldin dünyamıza güzel bebeğim. Yüce Rabbime binlerce şükürler olsun bizi senin ailen olarak seçtiği için. Seni çok ama çok seviyoruz. Gülen gözlerin bu parlaklığını hiç bir zaman kaybetmesin inşallah.

Ilik Donoru Olabilmek Icin Hala Kan Vermediniz mi?

Gamze Anne’yi artik tanimayan kalmadi sanirim. Daha once su yazimda da bahsetmistim kendisinden. Hala kendisine uygun iligi bulmaya calisiyor. Bu amacla nurturia’dan bir grup anne yardim calismalari baslatmisti. Bu sureci basindan beri takip eden biri olarak hepsine hayranlik duyuyor ve teker teker tebrik ediyorum.

Biz de uzerimize dusen gorevi yerine getirmek uzere kan vermek istedik. Gectigimiz hafta AET’nin babasiyla Capa’ya gitmek icin zaman ayarlamaya calismakla daha fazla gec kalmak istemedik ve Capa’ya gitmektense kargo ile kan ornegimizi Ankara’ya gondermenin daha kolay olduguna karar verdik. Ayni zamanda bu sureci fotograflayip Istanbul ve Ankara disinda yasayan ve ilik donoru olmak isteyenlere yol gosteren bir dokuman hazirlamak icin de bir vesile olacagini dusunduk. Sevgili esim sagolsun her adimi fotografladi. “Gamze icin”  blogunu hazirlayan arkadaslarla nurturia uzerinden iletisime gecip dokumani gonderdim. Ancak onlar pdf’dense videonun daha guzel olacagini dusunmus ve gonderdigim dokumandan asagidaki videoyu hazirlamis Ilgar’in sevgili annesi. Elleri dert gormesin, gayet guzel bir video olmus. Umarim bu iste ufak da olsa bizim de katkimiz olmustur. En buyuk katkiyi bu videoyu izleyip, usenmeyip, kan verenler yapacak. Unutma “kaninda hayat var” ve “o ilik belki de sende”!

Gamze Anne Icin

Kac gundur elim gitmiyordu yazmaya. Sanki daha da gercek olacakti ben de yazinca. Bu kotu haberi ilk duydugumda dogru olmamasi icin dua ederken buldum kendimi ama malesef ki dogruydu. Gamze’nin su yazisini aglamadan okuyacak anne yoktur su dunyada. Nurturia‘ya bomba gibi dustu haber ve o andan itibaren herkes seferber oldu. Zaman zaman cok vaktimi aldigindan, bazi guncellemelere deli oldugumdan dert yansam da bu gruba uye olmaktan ve boylesi arkadaslara sahip olmaktan dolayi cok mutlu oldum. Cok guzel insanlar var. Canla basla cabalayan, kendisi yardim edemese bile yardim edeceklere ulasmaya calisan, bloglar acan, oradaki yazilari takip eden, kan verecek kisileri organize etmeye calisan ve daha bir cok seyi basarmaya calisan gonullu anneler. Hepsi de iyi ki var.

Baslarda umutsuzluga kapilmis olsam da gerek nurturia‘da, gerek emziren anneler ve internet anneleri gruplarinda ve gerekse twitter‘da yazilanlari, yapilmaya calisilanlari gordukce benim de umudum artti. En yakin zamanda uygun bir ilik bulunacagina inaniyorum. Sadece inanmakla kalmiyor ilik nakli icin donor olmak uzere basvuruda da bulunuyorum. Nasil yaparim derseniz ayrintili bilgiler Gamze icin olusturulan blogda su yazida var. Lutfen sadece uzulmekle kalmayalim, bilgisayarlarimizin basindan kalkip donor olmak icin ilk adimi gerceklestirelim. Sadece Gamze icin degil binlerce losemi hastasi icin bir isik da biz yakalim. Istanbul ya da Ankara’da olmaniz sart degil. 24 saat icinde Ankara’daki merkeze kan gonderebilecek uzaklikta olmaniz yeterli.

Son olarak eger hala supheniz varsa Gamze’nin son yazisina yonlendiriyorum sizi. Hala mi acaba diyorsunuz? Yok canim INSAN olan demez herhalde.

Ilklerle Dolu Bir Yolculuk

Gectigimiz Pazar gunu oglusla Ankara’ya gittik. Ilklerle dolu bir yolculuk oldu 🙂

  • Ilk kez ucaga bindi ufaklik,
  • ilk kez annesiyle tek basina bir yolculuk yapti,
  • ilk kez annesi ile ayni yatakta uyudu,
  • ilk kez agulari takip eden aaavvv, ooov seslerinden sonra resmen aaaa diye bagirmaya basladi (bildigin ses denemeleri yapiyor),
  • ilk kez ayaklarini elleriyle uzun sure tuttu ve onlarla konusmaya basladi,
  • ilk kez kucak degistirmek icin kollarini one uzatti (dedesi benim kucagimdayken ellerini uzatip cagirinca kollarini ona dogru uzatip kucagina gitti),
  • ilk kez teyzesinin evini ziyaret etti,
  • ilk kez ayni gun dogdugu bir arkadasi ile tanisti.

Bu kadar ilki 5 gun icine sigdirmayi da basardi 🙂

Ucak yolculugumuz gayet iyi gecti cok sukur. Gidiste ucaga son dakikada yetismeyi basardigimiz icin hic beklemedik 🙂 Ucagimiz icin son cagri yapilirken son guvenlik kontrolunden geciyorduk. Kostur kostur kapiya gittigimde etrafta kimseyi goremeyip bir de girise bant cektiklerini gordugumde “eyvah ucagi kacirdik” diye dusunsem de durum boyle degilmis. Sona kalan 3 yolcudan ikisi bizmisiz 🙂 Son yolcu ise hemen arkamizdan geldi. Ucus kartlarimizi okutup bizi ucaga aldilar. Yari dolu bir ucagin dolu kisminin en sonunndaki koltuklardan birini de bize vermisler. Guzelligi etrafimizin ve arkamizdaki tum koltuklarin bos olmasiydi. Rahatca yayildik 2 koltuga 🙂 Hostesler pek sevdiler Emre’yi. Tabi Emre de onlari. Hatta bir tanesine daha cok ilgi gosterince aralarinda ufak capli bir kavga bile cikardi diyebilirim 🙂

Oglusu kendime bagladim, emzik kutusunu elime aldim ve ucus icin hazirdik. Ucak hareket etmeye baslayinca oglusu emzirme pozisyonuna getirdim. Biraz hareket edip de durunca emzirmeye baslarim diye planladim ama oglus hemen emmek istedi. O emmeye baslayinca iyi dedim, kalkista da emer insallah ama malesef bizim oglan ucak kalkis icin hizlanmaya baslayinca cikan seslerden ve hareketten dolayi hemen durup etrafi dinlemeye basladi. Boyle olunca hayatta tekrar emmez. Ben de hemen B planina gecip emzigi cikardim, zorla tiktim agzina diyebilirim. Elimle tutup hareket ettirerek zorla emmesini sagladim. Ben bunlarla ugrasirken ucak coktan kalkmisti bile. 5 dakika icinde duz konuma geldik ve ben bir ohhh cektim, kalkistaki basinc farkindan cok sukur etkilenmedi oglus diye. Ucus topu topu 45 dakika surdu ve bu sure boyunca biraz oyuncaklariyla oynattim. Onlar cok sarmayinca ve mizildanmaya baslayinca biraz sarki soyledim ve sayi saymaya basladim. Bu ara favorisi sayilar 🙂 Ben 1, 2 demeye baslar baslamaz susup beni dinliyor, cok eglenceli 🙂 Neyse 15 dakika sonra inis icin alcalmaya basladik. Ben tabi bu defa hic emzirmek icin kasmadan emzigi verdim. Zorla da olsa inene kadar agzinda tutmayi basardim. Cok sukur inisi de sorunsuz atlattik. Kapiya yanastiktan sonra sag onde oturan bir beyefendi oglusu kucagina aldi, ben de esyalari toparlayip hazirlandim. Bizimki pek sevdi adami. Dokunmatik oglus hemen elleriyle adamin yuzunu kesfetti, sonra resmen sarildi. Oha dedim icimden bu ne samimiyet 🙂 Velhasil ucakta gordugu herkese gulucukler dagitip, bu yabancidir aglayayim kucagina gitmeyeyim gibi bir harekette bulunmayarak beni sok etti. Ucaktan inip de korugun icine adimimizi atinca Ankara’nin sogugunu hatirladim. Resmen buz gibiydi hava. Oglusu slingin icine koymustum zaten coktan, hemen battaniyeyle sardim. Zaten ucaktan inmeden hostesler aman disarisi pek soguk diye uyarmislardi. Sonra bagaj alma bolumune geldik. Acilir kapanir kapinin orada annem bekliyordu. Elimdeki esyalari anneme verdim. Bavulum gelince onu da anneme verip ana kucagini bekledim biraz. O da hemen geldi neyse ki. Babam kapida arabada bekliyordu. Hizlica arabaya binip, oglusu ana kucagina, ana kucagini da arabaya baglayip yola ciktik.

Evde oglusu teyzeleri ve kuzenleri bekliyordu. O dakikadan itibaren 6 gun boyunca oglus kucaktan kucaga gezdi 🙂 Ben de hem dinlendim hem moral buldum. Dedesini ve anneannesini unutmamis Emre. Onlara farkli bir gulumsemesi vardi ve hemen kucaklarina atildi. Hele dedesinin sesini duymaya gorsun. Hemen yuzunde gulucukler acip dedesini aramaya basliyor.

Bugun de sabah ucagiyla donduk. Ben Pazar gunu donuyoruz saniyordum ama son dakikada Cumartesi gunune almistik bileti, ablam olmasa ben unutup ucagi kacirabilirdim. Donus yolculugu da sorunsuz gecti sukur. Gidise gore daha huzursuzdu Emre ama onu da “sag elimde 5 parmak” sarkisi ile atlattik 🙂 Sayilari sevdigini soylemistim degil mi?

Babasini gorunce tepkisini merak ediyordum. Cunku Ankara’da 2 kere anneme birakip disari ciktim ve dondugumde resmen kusmustu bana. Oglum diye yuzune bakiyordum ama o bana hic pas vermiyordu. Resmen yuzunu baska tarafa ceviriyordu. Annemler ve ablalarim da gordu bunu. Tabi 2 dakika sonra eski haline donuyordu ama o ilk dakikalar cok fenaydi. Eyvah dedim ise gitmek icin ayrildigimda da kusecek bu eleman bana 😦 Dondugumde boyle yaparsa cok uzulurum 😦 Ilk 1 haftanin zor oldugunu soyluyor herkes. Bakalim bizimki nasil gececek.

Biraz daldan dala atladigim bir yazi oldu ama olsun 🙂 Persembe gunu ya da haftaya bugun ise geri donuyorum 😦 Evet hic canim istemiyor ama bir yerde geri donmek gerekiyor. 20’sinde dersler basliyor ve ben yeni bir ders daha verecegim 😦 Ona hazirlanmam gerek. Sagolsun guzel arkadasim, can meslektasim Fadik bana bayagi bir yardimci oldu bu ders konusunda. Insallah onun vesilesi ile cok sorun olmadan bu dersi de verebilecegim. Yakinda 5. ay ve ise donus yazisinda bulusmak uzere…

Son Haberler

Bloga yazi eklemeyeli epey zaman olmus. Gunlerin gunleri kovaladigini soylememe gerek yok sanirim 🙂 Bu arada aslinda cok guzel seyler oldu ama ben azicik tembellikten yazamadim.

Oncelikle sevgili arkadaslarimiz Aysan ile Erhun’un ogullari Aksel dunyamiza merhaba dedi. Hem de AET gibi 40+4’te Pazartesi gunu sabaha karsi 🙂 Aksel ile AET bayagi iyi arkadas olacaklar diye dusunuyor ve umuyorum. Cok tatli bir oglan Aksel masallah. Insallah kendisi gibi guzel bir hayati olur, Allah anali babali buyutur.

Bir diger guzel gelisme artik iyi bir bakicimiz var 🙂 Onceki yazimda bir bakici buldugumuzdan bahsetmistim. Iste o buldugumuz bakici ise baslamadan terketti bizi. Ustelik haber bile verme zahmetine katlanmadan. Uzuldum mu? Hayir tam tersi bu yapida bir insana oglusumu emanet edebilme ihtimalini dusununce tuylerim diken diken oldu ve iyi ki de terketti dedim. Uzulmedim ama insanlara olan guvenim biraz sarsintiya ugradi haliyle. 2 gun bu duygularla gecti ve ben de en sonunda oturunca bakicinin ayagimiza gelecegi yok dedim. Hic istemesem de (su an ne diye istemiyordum diye kendime kizsam da) bir danismanlik firmasi ile gorustum. Telefon gorusmesi hic de fena degildi. Hemen yarin gelin sizi uygun kisilerle gorustureyim dedi. Bu kadar hizli olmasini beklemiyordum acikcasi. Hemen sonraki gun AET’nin babasi ile gittik gorustuk ve bir tanesi ile gayet iyi anlastik. Bir kac gun deneme surusu yapabilecegimizi soyleyince denemeye karar verdik. 2 gun sonra geldi bakicimiz ve tum gunu bizimle gecirdi. Annecigimden de onayi alinca tamam dedik. 1 hafta sonra yani 2 Ocak’ta ise basladi Neros Teyzemiz 🙂 Simdilik AET ile gayet iyi anlasiyorlar. AET gulucukler atiyor, birlikte oynadiklari oyunlardan zevk aliyor ve her gun yeni seyler ogreniyor. Neros Teyze ise sevecen, sicak kanli ve denilenlere genelde uyan bir yapiya sahip. Insallah basladigi gibi gider de melek oglum ayni bakici ile kres yasina gelir.

Gectigimiz 3,5 hafta boyunca anneannesi ve 2,5 hafta boyunca da dedesi ile birlikte mutlu mesut yasayan bir oglum vardi ama bugun itibariyle artik yalniziz 😦 Bu durumdan oglusum nasil etkilenir bilmiyorum ama benim feci etkilendigim kesin. Annem gidecek diye son 2 gundur actigim musluklar bu aksam kapanmak bilmedi. Kendi kendimi telkin etmeye calismaktan da ayrica helak oldum. “Ne diye bu kadar uzuluyorsun, cok sukur ki annen-baban var, sagliklilar, yine gelirler, yine gorusursun, daha ne istiyorsun” en populer telkin cumlelerim 🙂 Ise yariyor mu? Evet yariyor ama bir sureligine. Sonra yine basliyorum. Boyle bir dongu icindeyim ama biliyorum ki bir kac gune duzelirim. Cok sukur ki yalniz degilim artik.

Emre oglanin son 2,5 haftadir super bir duzeni vardi, daha dogrusu benim super bir duzenim vardi. Gece genelde eskiye gore daha gec yatiyordum ama annem oglanin odasinda uyudugu icin aralarda o mikirdandikca ya emzigi veriyor ya kalkip bakiyordu ve ben de bunun rahatligi ile oglan acikma aglamasi ile uyanmadan uykumu bolmuyordum. Sabah 5,30-6 civari artik yeter uyandim diyen oglusu emzirip, altini degistirip hooop dedesine veriyorduk. Dedesi ile salonda oynuyor, sonra bir posta uyuyorlardi. Ben de bu arada en az 2,5 saatlik kesintisiz bir sabah uykusu cekiyordum. Tabi boyle olunca da gune super basliyordum. Bu sabah dedesi olmayinca oglani yatak odasina getirdik. Babasi ile aramizda yatti. Agzinda emzigini emmeye devam ederken bir bana bir babasina bakiyor, her ikimizin yuzunu ise eliyle oksamaya (oksamak dedim ama bu daha cok tirmalama oksama arasi bir sey) devam ediyordu. Bu dokunma isini zaten bu ara abartmis durumda. Yaninda ne varsa illa dokunmaya, tirmalamaya, oksamaya calisiyor. Degisik dokulara karsi pek ilgili. Yarim saat sonra babasi ben uyuyayim diye oglusu alip salona goturdu. Bir sure oynamislar sonra da 45 dakika guzel bir uyku cekmisler.

Bu arada artik nesneleri guzelce tutmaya basladi oglus. Sirtustu yatarken uzerine dogru uzattigimiz her seyi iki eli ile tutmaya calisiyor. Bir yandan da tut duyoruz ki bunu da ogrensin. Tabi ki tuttugu her seyi ne yapiyor? Evet dogru tahmin, dogruca agzina goturuyor. Her seyin tadina bakiyor ama hicbir sey elleri kadar tatli degil. Hele de sag elinin isaret parmagi ve sol elinin bas parmagi gibisi yok. Tabi her iki elin yumrugu da favoriler arasinda. Bir diger favorisi ise benim yuzum ve saclarim. Kucagima alinca cok guzel sariliyor bana, resmen kucakliyor. Iste buna bayiliyorum. Sonra da yuzumu yalamaya calisiyor. Ben uzerine egilip gidisindan opmeye calistigim zaman ise direkt saclarimi tutup cekiyor. Zaten dokulmeye basladigi icin azalan saclarim koparilarak iyice azaliyor. Ama oglusun sevincine, kahkahalar atmasina deger 🙂

Keske daha sik yazsam da unutmasam bazi seyleri diyorum. Artik bari notlar alayim da 4. ay yazisinda mumkun oldugunca her seyden bahsedeyim. Simdilik benden bu kadar.

Ilk Bayram ve Sonrasi

Oglusumuz ilk bayramini gecirdi. Arefe gunu Orhangazi’ye gidip babane ve dedesini gorduk. Uzun zamandan sonra ilk defa baska bir evde uyumaya calismak zor oldu tabi. Etrafi seyretmekten uykuya dalamadi. Bir de yataginin kenarindaki duvarda balina sticker’imiz var malum. Oglus emzigini alip, balinasina donup uyumayi pek seviyor. Eee balina olmayinca ve balina yerine ilgi cekici seyler olunca biraz gerildi. Once huzursuzlanip biraz mizildandi, sonra kucagimda uykuya daldi. Bayramin ilk gunu ise amcasi, yengesi ve kuzeni Kerem geldiler. Oglus gayet guzel eglendi. Kerem cok tatli tam 8 aylik koca bir oglan olmus masallah. Oglus uyurken onu bol bol sevdim.

Ogleden sonra da yola cikip dogru Ankara’ya ananenin evine gittik. Yol boyu uyuyup bizi hic yormadi oglus. Aksam eve cikinca uyandi, emdi sonra da anane, teyze ve dedesine gulucukler sacti. Normalde gece uykusuna gectikten sonra hic sosyal etkilesimde bulunmuyoruz ama o gun oglusun cani gulucukler sacmak istedi. Neyse ki bu sadece 10 dakika surdu. Sonra yalniz birakinca tekrar uykuya daldi. Masallah guzel bir gece gecirdik. Sonraki gunlerde de diger teyzeleri ve kuzenleri ile tanisti. Genel olarak iyi bir performans gosterdi. Ustelik ananenin evinde kendi evinde oldugu gibi hep kendi basina uyudu, hic kucaga gerek kalmadi. Persembe sabahi da donus yoluna cikip evimize geldik ogleden sonra 1 gibi. Yol boyu yine uyudu, bize musade etti sagolsun ama donuste hesaplar biraz karisti.

Oglus 59 gunu dogru durust aglamadan gecirdi ve 2. ayin son 2 gunu gaz sancisi nedeniyle malesef biraz aglamali gecti. O agladikca ve ben care olamadikca ben de aciyordum musluklari. Ana ogul agliyoruz 😦 Sonra diyorum ki kendine gel, sen sakin olacaksin ki oglus da sakinlesecek. Simdiye kadar hic sallamadik oglani. Yatagina birakiyoruz ve kendi kendine uykuya daliyordu. Tabi bu gaz sancilari oglani mahfedince uyku zamanlarini da sasirdi yavrucak. Hal boyle olunca kendi kendine dalmayi birak, yatagina bile koyunca kivranip aglamaya basladi. Gerci simdi hakkini yemeyeyim, sabah saatlerinde yine kendi kendine uyuyor ama ogleden sonra sancilarimiz artiyor. Peki nereden cikti bu gaz? Bir kac tahminimiz var. Malum sancilar Ankara donusu basladi. Ya Bolu’da mola verip altini degistirdigimiz sirada usuttuk ya da yol boyu uyuyan minik tosbagamizin felegi sasti ve uzun yolculuk gaz sancilarinin baslangici oldu. Tabi hic bir fikrimiz yok. Belki de olasi vardi ve oldu 😦  Yine de cok sukur iyiydi oglumuz, en azindan gece uykusuna gectikten sonra eski haline donuyordu 🙂

Gaz sancilari cok sukur ki sadece 3 gun surdu ve sonra kendiliginden gecti. Simdilik uyku saatlerini sasirtmadigimiz zaman (yani uykusu oldugu halde uyanik tutup yormadigimiz zamanlar) kendi kendine uyuyor. Gunduz uykularinda zorla emzigi veriyorum agzina, bir sure elim uzerinde oluyor yoksa hoop diye atiyor emzigi. Belli bir sure sonra guzel guzel emmeye basliyor emzigi ve bir kac dakika icinde uykuya daliyor. Hep kendi yataginda yatiriyoruz. Bu ara gece uykusuna cok erken gecmeye basladi. En gec saat 5’te bizim eleman uykuya gecmis oluyor. Eger biraz daha uyumasin deyip uyanik tutarsam sonra bana patliyor ve kucagimda biraz sallamak zorunda kaliyorum. Benim de en co korktugum sey bun ualiskanlik haline getirmesi oldugu icin pasa pasa uyku vakti gelince hemen yatiriyorum oglani. Gunduz uykularina guzelce gecerken gece uykusuna gecme konusunda biraz inat ediyor ama sonunda uyuyor kendi kendine. Bazen ninni soyluyorum bazen sadece odada durup bekliyorum. Tabi oglanin beni gormedigi bir yerde 🙂

Gunduzleri artik mutlaka disari cikiyoruz. Hava soguk da olsa hic farketmiyor. Acik havayi pek seviyor oglan. Hemen uykuya daliyor. Fotografta gordugunuz gibi wrap sling kullaniyorum ve cok memnunum (en azindan simdilik). Henuz belimi agritmadi ve oglani da cok guzel kavradigi icin o da cok mutlu. Kafasini dayiyor gogsume ve disari ciktiktan br kac dakika sonra uyuyakaliyor. Dun uyumasin etrafi seyretsin diye yuzu disari donuk olacak sekilde koydum. Bu defa da 5 dakika sonra uykuya daldi. Kafasi da one dogru dusuyor 😦 Elimle destek ola ola yurudum, sonra hoop yeniden bana cevirdim. Yine babasini ziyaret ettik okulunda 🙂 Bugun ise ters istikamette yuruyup Etiler Starbucks’tan kahvemizi alip donduk. Bana kahve oglana da yuruyuz pek iyi geldi. Ah bir de slingin icindeyken oturabilsem ne guzel olacak ama pek mumkun degil. Zaten yurumeyi birakir birakmaz uyaniyor hemen ve felegi sasiyor biraz. Bakalim ilerleyen gunlerde nasil geziler bizi bekliyor?

Cok sukur simdilik her sey yolunda. Arada duzenini sasirsa da genel olarak uyumlu hala oglumuz. Insallah bunu bozmayiz diye dua ediyorum her gun. Gunduz ne yaparsa yapsin gece uykusu kotuye gitmesin de baska sey istemem diyorum. Bakalim neler olacak 🙂

Son Gunlerde

Bloga yazi ekleyesim yok. Pazar gunu yasanan Van Depremi’nin ardindan kendimden ve bebegimden bahsetmek bencillik gibi geldi. Twitter’dan takip ettim surekli. Televizyondan seyretmeyi yuregim kaldirmadi. Enkazdan cikan bebek ve anneleri gormek, hele de onlarin dilinden deprem anini dinlemek daha fena etkiledi. Evet onceki felaketlerde de uzuluyordum, neler yapilabilir diye arastiriyordum ama anne olduktan sonra daha da farkli bakmaya basladim her seye. Herkes kazak gonderelim, mont gonderelim derken ben yenidogan bebekleri dusunuyordum. Acaba giyecek kiyafetleri, yiyecek mamalari, altlarina baglanacak bezleri var mi diye dusundum. Kendi capimda twitter’da yenidogan ve 0-6 ay arasi bebeklerin unutulmamasi icin bir seyler yapmaya calistim.

Cok sukur ki nurturia‘da, twitter‘da, bloglarda cok guzel anneler var. Canla basla calistilar. Cicianne var Bir anne dogdu adli blogun sahibi, inanilmaz calisti. Bir cok firmaya emailler atti, belediyelerin yardim toplama girisimlerini duyurdu, dahasi 2,5 yasindaki Ada’siyla bu calismalara katildi. Blogcu anne Elif, Slingomom Irem ve daha bir cok anne twitter’da ve kendi bloglarinda ellerinden geleni yapti. Bunlar gelecege umutla bakmama vesile olurken, umutsuzluga kapilmama neden olan seyler de olmadi degil. Facebook ve twitter’da cirkin kampanyalar baslatanlar ile ilgili haberler geldi. Sanki deprem hic bir zaman kendi baslarina gelmeyecek gibi konusmaya, iclerindeki kini kusmaya baslamislardi. Cok sukur ki onlarin bu cirkin sesini guzel annelerin, guzel insanlarin yardimlari, canla basla calismalari golgede birakti. Iste dedim bu annelerin yetistirdigi nesiller geldiginde her sey cok ama cok guzel olacak. Bana umut veren anneler, iyi ki varsiniz!

2 gundur ogluma daha farkli bakiyorum, 2 gundur haberleri daha farkli seyrediyorum ve 2 gundur bu aciyi daha farkli yasiyorum. Dile kolay 24 sehit (bir onceki gunden de 5 sehit) verildi bir gecede. 29 tane annenin yuregi yandi. Eslerini cocuklarini daha soylemiyorum bile. Ogluma baktikca o analari dusunuyorum. Kuzularini nasil topraga vereceklerini dusunuyorum ve yuregim sikisiyor. Ogluma bakip bakip “seni askere gondermeyecegim” diyorum. Evet bencillik yapiyorum biliyorum ama gercekten yuregim dayanmiyor artik. Eskiden de etkilerdi ama simdi daha farkli etkiliyor beni bu haberler. Anne olmak boyle bir sey diyor annem, baska analarin yuregi yandikca senin de icin yanacak.

Terorle buyudum ben ve lanet olasi teror hala bitmedi. Cocuklugum boyunca ruyalarimda hep teror vardi. Kac gece evimizi teroristlerin basip, hepimizi siraya koyup kursuna dizdiklerini gordum sayisini hatirlamiyorm bile. Doguda bir sehirde buyumenin getirdigi yan etkiler bunlar. Tek bildigim terorun cocuklugumu kabusa cevirdigi ve su anda da bu kabusun geri dondugu (hos zaten hic bir zaman bitmedi ama). Ogluma baktikca icim aciyor. Bencillik oldugunu bile bile daha siki sariliyorum ogluma ve Allah’a dua ediyorum ne olur su teror bir an once bitsin de analar kuzularini “vatan sagolsun” diyerek topraga vermesin artik.

Dogum Hikayemiz – 12/09/2011

Doğum hikayemiz

12 Eylül 2011, İstanbul

30 Aralık 2010 günü gebelik testinde çift çizgiyi görmüş ama işi sağlama almak için bir gün sonra da kan testi yaptırmıştım. Sonuç pozitif olunca da 2011 yılına güzel bir giriş yapmıştık. Beklenen doğum tarihimiz eşimin de doğum günü olan 8 Eylül olarak görünüyordu ki bu da ayrı bir güzellik katmıştı bu sürece.

Takvimler 8 Eylül’ü gösteriyordu ama oğlumuzun hala gelmeye niyeti yoktu. Ben 37. haftadan beri artan kasılmalar nedeniyle sürekli teyakkuz halindeydim. Gebeliğim sorunsuz (gestasyonel diyabet nedeniyle diyet yapmak zorunda kalmam dışında) ve güzel geçmişti, hatta en çok korktuğum şey olan kilo konusunda da gayet iyi gitmiş sadece 12,5kg almıştım ki gebelik başındaki boy-kilo oranıma göre en az 12kg almam gerekiyordu ve doktorum da normalin altında bir kilo ile hamile kaldığım için 16 kilo kadar alacağımı söylemişti. Mutlu bir hamilelik geçiriyordum, mide bulantısı hiç yaşamamıştım, 9 ay boyunca çok enerjiktim (tamam itiraf ediyorum ilk 3 ay akşam 9 olmadan sızıyordum ama gündüzleri enerjiktim J) ve son gün de dahil hiç doğuracak gibi bir halim yoktu. Her şey bu kadar güzeldi ama ben hamilelikten çok sıkılmıştım. O da uzadıkça uzuyordu. 40 haftayı geçmiş olmamıza rağmen doktorum, Herman İşçi, normal doğumu istediğimi bildiği için bekliyor kesinlikle acele etmiyordu. Bir kez bile sezaryen lafı çıkmadı ağzından. Dahası ne çatı muayenesi yaptı ne de 40 haftayı geçmeden önce nst’ye bağladı. Hatta 40+1’e denk gelen son kontrolde “41. hafta da biter ve doğum olmazsa ne olacak?” diye sorduğumda “bunları konuşmak için henüz erken” diyerek beni rahatlatmıştı.

40+3 olduğumuz günün sabah 1’inde sancılarım başlamıştı. Hazırlık (Braxton-Hicks) kasılmaları gibiydi ama bu defa kasılmalara kasık ve bel ağrısı eşlik ediyordu. Artık doğumun çok yakın olduğunu anlamıştım. Evde kimseye çaktırmadan kasılmaları contraction master‘a kaydediyordum. 5-6 dakikada bir gelip 30 sn civarında sürüyordu. Sancılar henüz çok ağrılı değildi ama bir süreklilik vardı ve beni uyutmuyordu. Sabah 7 civarında eşim uyandı ve beni ayakta görünce durumu anladı. Ben de sanırım artık oğlumuz gelmeye karar verdi dedim. Eşim kasılma sıklıklarıma baktı ve doktorun söylediği gibi 10 dakikada 3 kere sancı geldiğini gördü. Doktoru arayalım dedi. Bense henüz sancıların hafif olduğunu ve beklememiz gerektiğini söyledim. O arada duşumu aldım, kahvaltı yaptık ve eşimin ısrarları ile doktorumu aradım. 40+3 haftalık olduğum için doğumun başlamış olduğunu ve hastaneye gitmemizi söyledi. Bense eşime söylene söylene erkenden gidiyoruz senin yüzünden diyerek hastane yolunu tuttuk. Sabah 9’da hastanedeydik ve nöbetçi doktor ilk muayenemi yaptı. Henüz açılma yoktu. NST’ye göre ise sancılarım belirli aralıklarla geliyor ancak henüz çok düzenli değildi. Kendi doktoruma haber vereceğini ve duruma göre haberleşeceğimizi söyledi. Herman Bey 40 haftayı geçtiğimiz ve sancılarım da olduğu için artık bundan sonraki süreci hastanede geçirmemizin daha iyi olacağını ve yatış işlemlerini yapmamızı söyledi. Böylece saat 9:30 itibariyle hastaneye yatışımızı yapmış olduk.

Nöbetçi doktor, Herman Bey’in öğlen civarı gelip kendisinin de muayene edeceğini söyledi. Bu arada sancılarım ara ara geliyordu, kimisi hafif kimisi daha güçlüydü ama gayet konuşarak arada gülerek atlatıyordum. Öğlen 12’de Herman Bey gelip kendisi muayene etti. İşte bu muayene cidden canımı çok yaktı. Rahim ağzının hala arkaya dönük olduğunu ve bunun da doğumun açılma anlamında henüz başlamadığını söyledi. Sürece herhangi bir müdahalede bulunmak yerine doğal akışına bırakmak istediğini de ekledi, ki bu zaten benim baştan beri istediğim ve özellikle Herman Bey’i seçmemdeki nedendi. Süreci bu şekilde sabaha kadar doğal akışına bırakacağını, sabah açılma ve sancı durumuma göre de ne yapacağımıza birlikte karar vereceğimizi söyledi. Bu da demekti ki doktorum sabaha kadar doğum olmasını beklemiyordu. Bu biraz moralimi bozsa da yine de kendimi hiç bir şeye şartlandırmak istemedim. Herman Bey ara ara nöbetçi doktorun gelip muayene edeceğini, benim bu arada NST’ye bağlı olmadığım zamanlarda istediğim gibi hareket edebileceğimi, hafif şeyler yiyip istediğim kadar sıvı alabileceğimi söyledi. Buna çok sevindim çünkü ayakta dolaşırken kendimi daha iyi hissediyordum. Zaten NST’ye de 2 saatte bir 15 dakikalığına bağlanıyordum.

Eşime eve gidip pilates topumu getirmesini rica ettim çünkü onun üzerinde oturup zıplayarak kendimi daha rahat hissedeceğimi biliyordum. Tabi bilgisayarlarımızı da getirmesini istedim çünkü sabaha kadar doğuramayacağımı düşünüyordum. Evden çıkarken anne-babamla doğru dürüst vedalaşmamıştık o nedenle eşim annemle babamı da hastaneye getirdi, böylece benim iyi olduğumu görüp içlerinin rahat bir şekilde evde bekleyeceklerini düşündük. En baştan beri doğum sürecini sadece eşimle yaşamak istediğimi söylemiştim ve ailem de bunu anlayışla karşılamıştı. Annem ve babam 45 dakika kalıp eve döndüler. Bundan sonraki süreçte sancılarım daha da artmaya başladı. Ben pilates topunun üzerinde zıplayıp duruyordum, saat bası hemşire hanım gelip tansiyon, ateş ve nabzıma bakıyordu ve 2 saatte bir NST’ye bağlıyordu.

Öğleden sonra 17:00 gibi nöbetçi doktor gelip tekrar muayene etti ve durumun hala aynı olduğunu söyledi. İşte bu noktada moralim ciddi anlamda bozuldu çünkü sabaha kadar bu şekilde sancı çekip sonuçta sezaryene döneceğini düşünmeye başlamıştım. Yine de herkesin doğumu farklıdır belli olmaz diyerek kendimi teselli ettim. Eşim evden gelirken yanında DVD filmler de getirmişti, onların arasından birini seçip izlemeye başladık. Bu aşamada sancılarımın arası açılmaya başlamış ama şiddeti artmıştı. Ben yine contraction master’a kaydetmeye başladım. 10 dakikada bir geliyor ve yaklaşık 1 dakika sürüyordu ama şiddeti çok artmıştı. Sancı geldikçe filmi durduruyor hemen ayağa kalkıyordum ve eşimden de belime baskı yapmasını istiyordum çünkü bel ağrım bir anda artmıştı. Bu şekilde ancak filmi yarısına kadar izleyebildik. Hemşire hanım gelip NST’ye bağladı ve sancılarımın şiddetin oldukça artmış olduğunu gördü. Bu bir açıdan iyi bir şeydi ama açılma durumunu bilmediğim için çekilmez geliyordu. Akşam 21:00 olduğunda hemşire hanıma nöbetçi doktorun gelip muayene etmesini istediğimi söyledim. O aşamada bu sancılara rağmen açılma yoksa artık daha fazla sancı çekmek istemediğimi ve kendi doktorum ile görüşmek istediğimi söyledim. Eşime ha bire ben bunca sancıyı çektikten sonra sezaryene dönecekse beklemenin anlamı yok bari şimdi olsun diyordum. Nöbetçi doktor saat 21:30’da gelip yine muayene etti ve bu defa güzel haberi verdi: “ooo 2,5-3 cm olmuş bile.” Bende müthiş bir rahatlama yaptı bu haber. Hemen doktorunuz ile görüşüp size bilgi vereceğim dedi. 2 dakika sonra gelip epidural için doktorumun izin verdiğini söyledi. O an acayip mutlu olmuştum. Hemşireler odada steril bir mekan yaratıp epidural malzemelerini hazırladılar. Yaklaşık yarım saat sonra anestezi uzmanımız geldi ve güzelce bilgi verip uygulamaya geçti. Eli çok hafifti hiçbir şey hissetmedim desem yeridir. Saat 22:30 itibariyle kataterim takılmıştı ama anestezi uzmanı ilacı şimdi vermek yerine açıklığın 5cm civarında olmasını beklememizi önerdi zira süreci yavaşlatma riski var dedi. Ben de “olsun ben dayanırım 5cm’e kadar” dedim (ah keşke demeseydim diye sonradan çok hayıflandım).

Bu aşamada artık çok ciddi sancılar çekiyordum. Belimde katater olduğu için eşim oraya baskı da yapamıyordu. Şimdiye kadar ağzımı açmadan tabir-i caizse dişimi sıkarak dayanıyordum ama artık ah’lamadan sancılar geçmez oldu. Anestezi uzmanı bir kez daha gelip 2 doz ilaç hazırlayıp hemşirelere bıraktığını ve bir 3. doz için de ilaçları karıştırmadan bıraktığını söyleyip gitti. Saat 12:30 civarı hala nöbetçi doktor gelip muayene etmediği için açılmanın nasıl gittiğini bilmiyordum ama bir kez daha artık ne olursa olsun epidural istiyorum dedim. Doktor gelip bakınca açılmanın 6cm civarına geldiğini söyledi ve epiduralin neden verilmediğini sordu. Meğer doktorum 3cm’de iken epidurale izin vermiş ama yanlış anlaşılmadan dolayı anestezi uzmanı vermemiş. Epidural verildiğinde saat 1:15’i gösteriyordu. Doktor bir sancı daha çekip sonra artık rahatlayacağımı söyledi ama ben 2 sancı daha çektim sonra yavaş yavaş etkisini göstermeye başladı. Ancak dozu en düşük seviyedeydi ve ben gayet ayaklarımı bacaklarımı oynatabiliyordum, tüm kasılmaları hissediyordum ancak sancıların sadece %10’u kalmıştı ve o an dünyanın en mutlu insanı oldum.

Bu mutluluk sadece 1,5 saat sürdü zira Herman Bey 2:15 civarında kontrol için gelip muayene ettiğinde 8cm’e geldiğimi söyledi. Açılmanın bir anda hızlanmış olmasına hem şaşırdı hem de sevindi. Tabi biz de mutlu sona yaklaştığımız için çok mutlu olduk. Herman Bey bebeğin başının yukarıda olduğunu, suyumu patlatıp aşağı inmesini sağlayacağını ve bu aşamadan sonrası için doğumhaneye gideceğimizi söyledi. O andan itibaren her şey çok hızlı gelişti. Hemşireler gelip hızlıca beni hazırladı ve sedyeyi getirdiler. Ben rahatça yataktan sedyeye kendi başıma geçtim. Epidural nedeniyle bacaklarımı hissetmemi beklemeyen hemşireler duruma biraz şaşırdılar. Doğruca doğumhaneye gittik. Doktorum suyumu patlattı. Bu arada kasılmalar hala tam düzenli olmadığı için suni sancı verilmeye başlandı. Saat 2:50 itibariyle artık epiduralin etkisi kalmamıştı. Doktoruma artık sancıları yeniden artan şiddette hissetmeye başladığımı söyleyince bundan sonra epidural vermeyeceğini çünkü doğum sırasında sancıları kendim hissedip bebeğimi kendi istediğim zamanlarda itmemi istediğini söyledi. Ben hep epidural ile doğum yapacağım için doğum sırasında da acı hissetmeyeceğimi düşünüyordum. Dinlediğim ve izlediğim tüm epiduralli doğumlar öyleydi. Her ne kadar beklediğim gibi olmasa da artık sona çok yakın olduğumuzu bildiğim için her şeye tamam diyordum.

Saat 3’ten sonra artik çok şiddetli sancılar hissediyordum. O arada eşim de ameliyathane kıyafetlerini giymiş olarak yanıma geldi. Onun elini tutmak bana yeniden güç verdi. 3:20 itibariyle artık yavaş yavaş itme ihtiyacı hissetmeye başlamıştım. Doktorum da hemşire eşliğinde kendi kendime kendi istediğim zamanlarda artık itebileceğimi söyledi ve yan odaya geçti. Yaklaşık 20 dakika bu şekilde geçtikten sonra doktorum geldi ve 10 dakika sonra artık aktif doğum kısmına geçtik. Yine kendi istediğim zamanlarda tüm gücümle bebeğimi itiyordum ve doktorum da sürekli beni yüreklendirici cümleler kuruyordu. Eşim de yanımda hep çok iyi gittiğimi artık çok az kaldığını hatırlatıp bana güç veriyordu. Sancı aralarında “bu ses benden mi çıkıyor?” diyerek kendimle dalga geçip rahatlıyor, sancının yeniden geldiğini hissettiğim zaman içimden sürekli dua ediyordum. Saat 4:05’te son bir itme ile bebeğimin başının çıktığını hissettim. Doktorum da hadi son bir kez daha dedi ve bebeğim içimden kayıp çıktı. O an gerçekten de tüm acılarım bitti. Mutlu sona ulaşmıştık. Bebeğim çok az mıkırdandı ve doktorum hemen üstümdeki hastane kıyafetimi açarak bebeğimi çıplak karnımın üzerine koydu. Islak, sıcak ve cin gibi bakan bir yavru vardı kucağımda. Gözlerini gözlerime dikmiş tanımaya çalışıyordu sanki. Klasik her anne gibi ben de eşime dönüp “çok sevimli” dedim J Bebeğimin kordonu hala kesilmemişti. Gerekli hazırlıklardan sonra eşime kordonu kesmesini söylediler. İsmini söylerek kordonu kesti eşim ve yanıma geri geldi. Hemşire hanımın yardımı ile bebeğimi ilk defa emzirdim. 1-2 dakikalık kısa bir emzirme idi ama dünyanın en muhteşem şeyi gibi geldi bana.

Sonra ilk muayene için bebeğimi aldılar. Daha önceden eşime doğumdan sonra beni bırakıp artık bebeğimiz nereye giderse onun yanında gitmesini ve konuşmasını söylemiştim. O da unutmadı ve bebeğimizin yanına gitti. Doktorum da hemen üzerime battaniye örtüp beni sıkıca sardı. Sonrasında yarım saat sürecek dikiş atma süreci başladı. Minyon olduğum ve bebeğim de 3,6kg civarında olduğu için epizyo gerekmişti maalesef. Dikiş sonrası hemşire hanım bir güzel temizledi beni ve tekrar sedyeye alıp odama geçirdiler. Doktorum da gelip sabah tekrar gelip kontrol edeceğini ama her şeyin çok güzel gittiğini ve benim de çok iyi iterek süreci en iyi şekilde kontrol ettiğimi söyledi (moralimi yükseltmek için söylediğini düşünsem de hoşuma gitmediğini söyleyemem :)). Hamilelik boyunca bana söylediği sözü tekrarladı: “demir gibi hanımsınız”. Hemen arkasından eşim ve bebeğimiz içeri geldi. Hemşire hanımın yardımıyla yine bebeğimi emzirmeye başladım. Hemşire hanım, eşim ve bebeğimle bizi baş başa bıraktı. Yaklaşık 15 dakika boyunca çekirdek aile olarak kaldık ve ilk emzirme deneyimim çok güzel geçti. Hamileliğim boyunca bu anı hayal etmiştim ve her şey hayallerimdeki gibiydi. Eşime dönüp “her şey tam istediğimiz gibi oldu üçümüz bir aradayız” dedim ve birbirimize sarıldık.

Yarım saat sonra annem ve babam geldiler. Yavru kuşumuz odamızda yatağında uyuyordu ve çok güzeldi. 2 saat sonra doktorum gelip son bir kontrol yaptıktan sonra her şeyin yolunda olduğunu ve istediğim zaman duş alabileceğimi söyledi. Ben de zaten bunu duymayı bekliyordum. Doğumdan yaklaşık 4 saat sonra duşumu almış, makyajımı yapmış, odanın içinde dolanıyordum. Gelen ziyaretçiler beni ayakta görünce çok şaşırıyorlardı. 2 gece hiç uyumamıştım ama kendimi çok iyi hissediyordum (tabii bunda doğum sonrası salgılanan hormonların etkisi olmadığını söyleyemem). Tek sorun dikişler nedeniyle oturamamaktı. Sanırım normal doğumun beklemediğim tek yanı buydu, o da 1 hafta içinde geçti gitti. Her ne kadar doğumdan sonraki 1-2 gün “bir daha yapmam” demiş olsam da şu an normal doğum yaptığım için çok ama çok mutluyum ve ikinci bir çocuk sahibi olmaya karar verdiğimde her şeyin yine tam da bu şekilde olmasını isterim. Bebek bekleyen tüm anne adaylarının bu süreci en güzel şekilde yaşamlarını dilerim.