Category Archives: Hamilelik

Hoşgeldin Ali Selim

Sürpriz! Ahmet Emre – nam-ı diğer AET-‘ye kardeş geldi: AST 🙂 İşte bu da doğum hikayesi:

Ali Selim’in doğum hikayesi – 29/01/2014

Ahmet’im Emre’m doğmadan önce bile illa en az iki çocuk sahibi olmak istiyorduk. Hem ben hem de eşim kardeşin kıymetini iyi bildiğimizden çocuğumuzu yalnız bırakmak istemiyorduk. Ahmet Emre çok şükür sakin bir çocuk. Bebekliği de öyleydi, 2 yaş halleri de. Ha sakin derken her şey süt liman demiyorum. Evde bağırış çağırış olmuyor mu? Elbette oluyor. Peki uykusuzluk? Onu hiç sormayın. 9.ayında uykuları sapıtan ve hala düzelmeyen bir oğlum var. Ben çok şikayet etmediğimden herkes her şeyim çok kolay zanneder. Neyse öyle zannetsinler bırakalım 🙂

Velhasıl uyksuzluğa ve yorgunluğa rağmen yaş farklarının az olmasını istediğimizden Ahmet Emre 20 aylıkken 2.bebişe artık gel dedik ve o da çok şükür bekletmeden geldi. Mayıs sonunda hamile olduğumu ve Ocak sonu itibariyle de minik yavrumuza kavuşacağımızı öğrendik. İlk doğum tecrübem tüm sancılara ve doğum sonrası 10 gün oturmama engel olan dikişlere rağmen yine de aklımda hep pozitif olarak kaldı. Zira üzerinden zaman geçince bana tek hatıra kalan karnımdan çıkar çıkmaz, daha göbeği bile kesilmeden hoop karnıma konan yavrumla ilk buluşmamız, ailece yaşadığımız heyecan ve doğum masasında ilk emzirme seansımızdı. Yine aynı doktor ile yola çıkmak istediğimi biliyordum. Bebişimiz 2 aylıkken doktorum beklenen doğum tarihimde yurtdışında tatilde olabileceğini söylemişti ama henüz kesin bir şey yoktu. 6 aylıkken ise bu ihtimal kesinleşti. 40.haftamız 29 Ocak’ta doluyor ve 30 Ocak da beklenen doğum tarihi olarak görünüyordu. Doktorum ise 26 Ocak sabahı yurtdışına çıkıyor ve 2 Şubat akşamı geri dönüyordu. Kısaca büyük ihtimalle doğumda olmayacaktı. Ama birlikte çalıştıkları diğer doktorun doğumuma gireceğini söyledi. Tabi ben durur muyum başladım sorulara “normal doğumu destekliyor mu?” Cevap: elbette, biz normal doğumcu bir grubuz. “Peki sancılar başlar da açılma olmazsa beni sezaryene alır mı?” Cevap: merak etmeyin, kendim kadar güvenirim. İşte beklediğim cevap. Ama yine de doktorun ismini aldım bir araştırma yapmak için. İşimiz bu J İnternette ufak bir arama ile beklediğim sonucu aldım: normal doğum destekçisi hatta kendi doktorumdan bile daha iyi bir normal doğum doktoru olduğu ile ilgili yorumları gördüm ve içim rahatladı.

İki numaralı oğlum da ilki gibi erken doğacakmış gibi yapıp son dakikayı bekleyenlerden çıktı. İkinci hamilelik ilk çocuğumun da küçük olup ilgiye ihtiyaç duyması ve gecede 3 kere uyanıp beni çağırması nedeniyle ilkine göre daha zor geçti ama yine de çok şükür her şey yolundaydı. Bu defa Braxton-Hicks’ler canıma okudu diyebilirim. İlkinden tecrübeliyiz ya bu kasılmaları umursamadık bile. Son haftayı girdiğimizde eşim ve oğlumla yalnızdık. Sürekli planlar yapıyorduk: gece doğum başlarsa Emre’yi ne yapacağız? Emre hayatta başkası ile kalamaz. Mecburen yanımızda götürürüz, eşim Emre ile ilgilenirken ben doğururum diyordum. Gündüz olursa? O zaman kreşten Emre’yi kim alacak? Emre’ye soruyoruz, cevap babam, babam yoksa annem. Annen yoksa? Sisi (Lara’nın annesi), Sisi yokca Alper Amca (Lara’nın babası). E oğlum onlar da Amerika’ya gidiyor. I ıh başka kimseyi istemem. Neyse çok şükür ki minik oğlum ablamın İstanbul’a gelmesini bekledi ve hatta anneannesini bile bekledi. Salı gecesi annem de gelince kadro tamamlanmıştı. 39+6 günlük olduğum Çarşamba sabahı doktorumun asistanı ile randevum vardı. Gece asistan doktor hanım ile oldukça komik mesajlaşmalarımız oldu. Ben biraz dert yandım, doktorum da yok bu da doğmuyor diye. O da beni rahatlattı. Gece yine klasik kasık ağrılarım vardı ama bu defa daha yoğundu sanki. Hayırdır inşallah deyip durdum. Sabah kahvaltı ederken bir şeyler hissettim ve doğru tuvalete gittim. Bingo: nişanım gelmeye başlamıştı. Sessizce çıktım kahvaltıya geri döndüm. 5dk sonra ben bugün doğurucam sanırım dedim. Eşim, annem, ablam dönüp baktı. Nişan gelmiş olabilir dedim. Herkeste gerginlikle karışık bir heyecan dalgası esti. Asistan doktorumuzu arayıp söyledim. Siz yine normal randevu saatinizde gelin dedi ki zaten o da 1 saat sonrasıydı. Normalde ablam ile birlikte otobüse atlayıp gidecektik ama her ihtimale karşı eşim toplantısını iptal etti ve onunla gittik. Ultrasonda her şey normal, bebeğin kilosunu 3416gr olarak ölçtü. Tamam iri bir bebek de değil. Sancıları sordu. Dedim henüz yok bence. Açılmaya bakayım ama çok ileri gitmiycem dedi. Baktı henüz rahim ağzı dönmemiş. Önümüzdeki 2-3 gün içinde olabilir dedi. Ben de yok yok bu gece doğacak sanki dedim ama o pek inanmadı. Hastane dönüşü hadi birer kahve içelim zira bundan sonra baş başa kahve içmeye zor çıkarız dedik. Kahvemizi içtik ve Zorlu Center’ın asansöründe son bir göbekli fotoğraf çekip eve geri döndük. İnstagram’a fotoğrafı koyduğumda onun son göbekli fotoğraf olacağını biliyordum.

Dönüşte eşim işine gitti, ben de biraz uyumak üzere odama gittim. 1,5 saat güzel bir uyku çektim ama hafiften de kasık ve bel ağrım var. Tamam dedim kesin geliyor bugün. Saat 14:00 civarıydı yataktan kalktım ve nişanımın hala hafif hafif geldiğini fark ettim. Derken saat 15:00 civarı sancılarda belirli bir düzen oluşmaya başladı. Aslında tam sancı da denmez zira 1 ila 10 arasında ancak 1 diyebilirim seviyesi için. Yine de düzenli olması doğuma işaret ediyordu. Saat 16:15 gibi sancıların seviyesinde artış oldu ufakatan ve eşimi arayıp sen her ihtimale karşı Emre’yi kreşten al gel dedim. Doktorum hep takside doğurabileceğimi söyleyip duruyordu ve ikinci bebekler daha çabuk doğar, doğum sancısı bu dediğiniz noktada hastaneye gelin demişti. Yoksa biz doğuma yetişemeyiz diye eklemişti. Eşim 17:00’da geldi ve beni acı çeker halde bulacağını düşünüyordu sanırım ki biraz hayal kırıklığına uğradı J 18:00 gibi hadi yemek yiyelim dedim çünkü sancıların şiddeti yavaş yavaş artıyordu ama yine de ancak 2-3 seviyesindeydi. Annem daha fazla beklemeyin halin giderek kötüleşiyor, trafikte kalırsanız iyi olmaz diyerek yolladı bizi. Trafikte kaldık ama yine azdı. Daha geç çıksak daha kötü olabilirdi. Arabada giderken sancılar biraz daha arttı ve oturduğum yerde sancı çekmek zordu ama dayanılırdı. 19:00’da hastanedeydik ama NST’nin bağlanması ve nöbetçi doktorum gelişi derken saatler 19:45’i gösterirken NST’de oldukça güçlü ve düzenli sancılar vardı ancak açılma henüz parmak ucu kadardı, 1cm bile olmamıştı. Biz bunu ilk doğumumda da yaşamıştık ama bu defa daha moral bozucuydu. Nöbetçi doktorun bizi eve gönderesi vardı ancak göndermedi. Biz de zaten göndereyim eve deseydi de gitmeyecek hastanenin kafesinde bekleyecektik. Dönüş trafiğine girmeye hiç niyetimiz yoktu. Eşim yatış işlemlerini yaparken ben de odaya çıktım. Saatler 20:00’ı gösteriyordu. Kanepede uzandım ama sancıların seviyesi artmaya başlamıştı. Odada gezinip duruyordum. Gelen hemşireye “güya 2.doğumlar çok hızlı oluyordu, bu nasıl iş anlamadım, bu sancıya rağmen açılma yok” diye dert yandım ve hemşireden “sizi 2 saat sonra doğumda görürüm” cevabını alınca sesli olarak güldüm.

Bu defa odada NST’ye bağlandım. Saatler 20:15. Bu aynı zamanda yatağa da bağlanmak demek. Sancıların seviyesi bir anda artmaya başladı. Eşim odaya geldiğinde bile yarım saat önceki halimle alakası yoktu o anki halimin. 20:45’te sancılar iyice artmıştı. Yatağın kenarından tutup sesimi çıkarmadan sancıları karşılayabiliyordum. Her sancı sonrası eşime bakıp seviyesini soruyordum. Bazı sancılar kasıklarıma bazıları da direkt belime vuruyordu ve belime vuranların seviyesi oldukça yüksek çıkıyordu. Ama 21:00’da yeter artık çıkarsınlar şu NST’yi yataktan kalkmam lazım dedim. Eşim hemşireyi çağırdı. 10dk daha bekleyin doktorunuz gelecek uyarısını umursamadım bile, hayır yataktan çıkıyorum yoksa dayanamıycam dedim. 21:05 itibariyle kimi zaman ayakta kimi zaman yerde dizlerimi yere koyup başımı da kanepeye yaslayarak sancıları karşılıyordum. Bu noktada artık inleme şeklinde sesim de çıkmaya başlamıştı. 21:10’da doktorum geldi ve halimi görünce sona geldiğimizi anladı. Kontrol için yine yatağa çıktım. Açılma 7cm. Ben içimden “oha 1,5 saat önce 1cm bile değildi” diye geçiriyorum. Arzu Hanım “1 saate kalmaz doğurursunuz bence epidural almayın” dedi. Ben de 1 saat ise dayanırım tabi dedim (hangi akla hizmet bilmiyorum ama iyi ki demişim). Hemşirelere dönüp doğumhaneyi hazırlayın dedi. O arada belime de masaj yapıyordu sağolsun. Ben sancı geldikçe bi dakka deyip duruyordum, doktorum belime masaj yapıyor ve bana şuraya tutunun daha kolay geçer deyip duruyordu. 10dk sonra hemşireler doğumhaneye doğru alalım sizi yürüyebilirsiniz değil mi diye sordular. Tabi canım (içimde nasıl bir cengaver varsa delikanlılığa laf ettirmemek için ne deseler tabi canım diyorum). Koridorda 2 sancı daha çekip doğumhanenin kapısına geldik. Odadan çıkmadan bana bir iğne yaptılar güya sancıları hafifletecekmiş. Yedim ben de J Doktorum doğumhanenin girişindeki yatağa geçebileceğimi söyledi ama ben yatak istemiyorum. Son bir kez tuvalete gitmek istedim. Tuvalete gittikten sonra artık itme hissi gelmişti. Saat 21:35. Doktora itmek istiyorum deyine doğum sandalyesine geçtik sancılar arasında. Doktorum bir baktı açılma tam. Hadi istediğin zaman it bebeğini dedi. Toplamda 4-5 itmeden sonra “tamam bak saçlarını görüyorum, bol saçlı bir bebek geliyor hadi biraz daha “ diyerek beni motive etmeye çalışıyordu. Sancı aralarında dinlenmemi tavsiye ediyorudu ama ben “cidden mi gördünüz saçlarını” diye inanmayarak soruyordum. Eşim de yanımda sürekli çok iyi gidiyorsun, evet başı çıkmak üzere, çok az kaldı deyip duruyordu. Ama ben u bebek çıkmayacak dediğimi hatırlıyorum. Halim de kalmamıştı ve o an ne olursa olsun yardım etmelerini istiyordum. Elif Hemşire karnımın üst kısmına bastırdı ben de tüm gücümle ittim zira artık çıkmalı bebek. Son bir gayret, ufak bir epizyoyu hissettim ve tüm gücümle ittim. Hooop içimden kayarak bir minik çıktı. Saat: 21:45. Doktorum karnımın alt kısmına koydu bebeğimi. Hemen tuttum baktım. Koyu renkli bir bebiş J İlk söylediğim cümle: çok şükür Allah’ım çok şükür. Sonra da neden ağlamıyor diye sordum. Merak etme gayet sağlıklı deyip hop aldılar hemen. İlki gibi göğsüme yatırıp emzirmek istiyordum aslında ama bunu söylemeye halim bile kalmamıştı. Eşim de bebeğin yanına gitti yine. Çocuk doktoru eşime “aman siz bir sandalyeye oturun, bayılırsınız falan başımıza iş açarız” diyor, cengaver baba ise “yok niye bayılayım ilk oğlumda da bakmıştım” diye oturma teklifini geri çeviriyordu. Bu arada Arzu Hanım da dikişe başladı. O arada kahkahalarla sohbet ettik. Elif Hemşire’ye çok teşekkür ettim. İsmini bilmediğim bir hastabakıcı hanımdan su istedim. Getirdi sağolsun. Kana kana su içtim. “Herman Bey yetişemedi bak doğuma” dedim, “iyi ki vakitli gelmişsiniz yoksa ben de yetişemezdim” dedi Arzu Hanım.  Bana kalsa evde 1 saat daha beklerdim ve Herman Bey’in dediği gibi doktorum yetişemezdi. Çok şükür ki yetişti ve gayet pozitif bir doğum oldu.

Bu defa dikişlerim az olduğu için doğum sonrası çok daha rahattı. Tabi bir de ilkinden tecrübeli olduğumdan beklentilerim oldukça düşüktü.  Odama geldikten sonra koridorda bir ses duydum. Aaa bu Esma’nın sesi değil mi? Ve Karşımda Esma. Kurstan çıkışta doğum haberini eşim yazmış arkadaşlarıma zira sıkı sıkı tembihlemiştim doğum olunca whatsapp’dan yaz hemen diye çünkü fiziken uzakta olsalar da doğum sürecinin tam içindeydiler. Gün boyu yazışmış ve en son 7cm diye yazmıştım onlara. Bebeğimi de getirdiler ve hop emmeye başladı (tabi zorla verdik başta ama tutunca bırakmadı). O emerken ben çok aç olduğumu hissettim. Hemşire Hanım gestasyonel diyabetli olduğum için şekerimi ölçtü: 250!! Hiç bu kadar yükselmemişti. Dedim açım ve çok güç sarfettim onsan, siz bana yemek getirin J Eşim annemi almaya gitmişti çünkü Emre gece uyandığında anne ya da babasını isteyeceği için annemle eşim yer değişikliği yaptılar. Gelen yemeği Esma’cığım elleriyle yedirdi. Allah bin kere razı olsun.  Sanki Allah gökten bir melek gönderdi J İçtiğim en soğuk ve tatsız çorba olmasına rağmen çok lezzetli geldi J Yarım saat sonra da annem geldi. Esma ile vedalaştık ve geceyi annem ve oğlumla geçirdim. Tüm gece kucağımda durmak istedi. Yatağına koydukça ağlıyordu. Ben de dayanamadım zaten koynumda uyuttum. Ben uyuyamadım tabi o ayrı J Sabah da eşim ablamı ve Emre’yi getirdi hastaneye. Emre kardeşinin hediye getirdiği scooter’ı ile hastaneyi turladı durdu. İlk karşılaşmaları ise çok güzeldi. Önce Esma’nın önerisi ile kıskançlığı azaltır diye batıl bir inanç da olsa Ali Selim’in sağ topuğunu gösterdik (evet doktoram var, akademisyenim ama inanmasam da ne çıkar canım diyebilirim). Sonra yüzünü gördü ve hemen bir öpücük kondurdu. Sonra kanepeye oturdu ve kucağına verdik. Nasıl mutlu oldu anlatamam. Benim için de her şeye, her zorluğa değen bir kareydi. Allah isteyen herkese nasibetsin bu mutluluğu.

Ve beze veda edilir…

Bir önceki postu 1 ay önce yazıp bir türlü yayınlayamadığımı farkettim. Onun üstüne bir yazı daha yazıp bu defa hemen yayınlamaya niyet ettim.

IMG_3028

Evet minik oğlumuz artık bezsiz bir bebek, öhöm pardon, çocuk. Tuvalet alışkanlığı kazandırmak için gelen sinyalleri biraz geç de olsa alıp bezini çıkardık AET’nin. AET de sağolsun çok kısa bir sürede çiş/kaka kazasız günler yaşamaya/yaşatmaya başladı. Artık “anne çişim var”, “tata yapcam”, “tulalete yapcam” şeklinde isteklerini belirtiyor. Biz de hemen emre amade olarak banyonun yolunu tutuyoruz.

Öncelikle sinyaller nelerdi? AET yaklaşık 20 aylıktan beri çişini biliyor, her akşam banyoya girdiğinde mutlaka “çiş yapcam” deyip çiş yapıyordu. Bunun öncesinde banyoda çişini yaparken eliyle havada yakalamaya çalışıp ne olduğunu anlama süreci vardı elbette. Ben sürekli bak çiş yapıyorsun, bu çiş. Anne ve baba, bütün arkadaşların ve herkes çiş yapar şeklinde bilinçaltı oluşturma çabalarında bulunuyordum. Sonucu çok kısa sürede aldık. Artık banyoda ve bezini tam açacakken yapmadan önce mutlaka “çiş yap” deyip haber veriyordu.

22 aylık olduğu gün sevgili arkadaşlarım Esma, Ceylin ve Jbid’in de gazıyla oğluma güzel boxer’lar aldım ve evin yolunu tuttum. O gün saat 15:00’da çıkardık bezi. Tuvalete oturdu ve bingo, çişini yaptı. 45dk’da bir tuvalete oturtma tavsiyesi almıştım okuldaki başka bir deneyimli anneden. Ama AET’ye 45 dk uzun geldi ve yarım saatin ardından saldı çişi. Hemen farkedip “anne çiş yaptım” diye haber verdi. Geri kalan kısmını tuvalete yaptı. Bir kez daha aynı şeyi yaşadıktan sonra bu defa yarım saat bekleyip tuvalete oturttum ve her seferinde yaptı. Bu defa da şartlı refleks gelişecek diye korkup bir sonraki gün farklı bir yönetem uygulayayım dedim (Esma’nın yöntimi hiç sormamak ve altına kaçıra kaçıra öğrenip çişini söylemesini sağlama ve diğer arkadaşın 45dk’da bir tuvalete oturtma yöntemini harmanlamaya karar verdim).

Bu arada bir cesaret gece de bez takmadım ama AET 1 saat içinde çişini yapıp o sulu ortamda 1 saat daha uyuyup sesini çıkarmayınca yok daha geceye hazır değiliz diyerek bezi bağladım. Netekim ablam genel görüşün aksine gece bez bağlamanın ilk başlarda daha iyi olduğunu söylemişti. 2.gün Cumartesi’ye de bezsiz başladık. Bu defa taktiğim tuvalete oturtmamak ve 1-1,5 saat çiş yapmazsa “çiş var mı?” diye sormak oldu. Toplam 2 saat kadar tutmaya başladı. Ben arada sorduğumda var deyip koşa koşa tuvalete gittik. Bu defa sadece 1 kez çişini kaçırdı ve hemen söyledi. Yine gerisini tuvalete yaptı. En son banyoya girecekken tam başlıyordu ki yakaladık 🙂  Bugün ayrıca ilk defa çiş var diyerek tuvalete gitmek istedi. Böylece 1,5 kaza ile 2.günü bitirdik. 3.gün Pazar günü ise dışarda oynarken çişini babasına söylemiş ama çişini yaptırana kadar azıcık kaçırmış. Aynı gün 3 saate kadar çıktı tutma süresi. 3.günün güzelliği ise ilk defa kakayı da tuvalete yapması. Sabah önce küloduna yapmaya başlayıp aradan çiş kaçırınca koşa koşa bana geldi. Tuvalete oturdu ve hop kakasını yaptı. Öğleden sonra ise kendi isteği ile çiş var diyerek oturdu ve hemen kalkmak istedi. Ben de hadi sayı sayalım diyerek oyaladım. Daha 50’ye gelmiştik ki hop kaka tuvalete. Ailecek çok sevindik ve bir çıkartma hediye ettik. Hemen banyo dolabına yapıştırdı çıkartmasını. Bugünü de az kaza ile atlattık ve geldik Pazartesi gününe. Sabah biz çıkmadan yine bir kaka tuvalete isabet etti 🙂 Sonra bakıcısı ile bir kez daha yapmış. Böylece kaka olayını da 3.gün çözmüş olduk. Şimdilerde ise 10 gün oldu ve bu haftasonunu sıfır kaza ile geçirdi. Bundan sonra da böyle gider inşallah. Ayrıntılı yazdım ki birilerine belki faydam olur 🙂

Gece bez bırakma işini ise Ramazan sonrasına bıraktım zira zaten sahura ve tuvalete uyanmaktan uykusuzluk tavan yapmışken bir de çişli çarşaf değiştirmekle uğraşmayayım diyorum. Hayırlısıyla onu da kolayca atlatırız inşallah. Benim güvenim tam 🙂 Sihirli formül: hazır çocuk+hazır anne+hazır ortam 🙂

 

AET 21 Aylık

IMG_2968

Güzel oğlum yaşına girdiğinden beri bloguna hiç bir şey yazamadım. Hem işlerin yoğunluğu hem evin yorgunluğu sanırım bunda en büyük etken. Tam da 21 aylık olmuşken kısa da olsa bahsedeyim istedim.

Aet hızla büyüdü ve şu an bıcır bıcır konuşan bir akıl küpü oldu. Resmen susmaksızın konuşuyor bazen. Özellikle de gece uykusundan önce. O gün neler yaptığını, neler gördüğünü tek tek anlatıyor. Her cümlesine de “sonraa” diye başlıyor. Arada uydurmaca şeyler de söylese (anne ağladı, sonra baba ağladı vs gibi) düzgün bir şekilde anlatıyor hikayesini. Bu “sonraa”ya nasıl alıştıysa artık her 2 cümlesini sonra ile birleştiriyor.

Her gün telefonla konuşuyoruz mutlaka. Genellikle öğlen uykusundan uyanmış ve yoğurdunu yemiş oluyor. Nunu (bakıcısı) benimle iki laf edemeden Aet’ye vermek zorunda kalıyor telefonu zira arkadan çığlıklar yükseliyor. Alıyor telefonu eline:

aet: anne!

ben: efendim oğlum. Napıyosun?

aet: yourt yedim bitirdim.

ben: aferin sana, afiyet olsun.

aet: sonra hobbidi aşşağı incem.

ben: tamam oğlum sonra in aşağı. Anne de gelecek oynayacak senle.

aet: anne gel!

ben: akşam olunca gelicem oğlum merak etme

aet: tamam aşam gel!

ben: güzel uydun mu oğlum?

aet: uyudum, uyandım.

ben: yemeğini güzel yedin mi?

aet: yedim, bitirdim.

ben: aferin oğlum. Şimdi kapatalım telefonu akşam gelince oynarız.

aet: anne!

ben: efendim oğlum.

aet: sonra hobbidi aşağı incem. Sonra anne-baba gelcek. Baba dütü getircek. Abedede (evet kendisine abedede diyor Ahmet Emre’nin aet’cesi) düte bincek.

ben: tamam oğlum, şimdi kapatalım mı?

aet: ı ıh no. Anne?

Böyle yaklşaık 10 dakika konuşuyoruz ve zorla kapatıyor telefonu. Bir de bunun akşam evde tüm gününü anlatma versiyonu var ki sormayın hiç. Babasıyla mest oluyoruz.

Artık yeme/içme, uyuma/uyanma düzeni yerine oturduğu için her şey daha öngörülebilir bir hale geldi. Bu da bizim için çok güzel oldu. Haftasonları hala evde oturmuyoruz. Kahvaltıyı dışarda yapıyoruz. Bebek’e iniyoruz, kafe veya restoranlarda takılıyoruz. Aet cana yakın ve güleç bir çocuk olduğu için herkes tarafından da çok seviliyor ve şimdilik kovulduğumuz bir mekan olmadı 🙂 Arkadaşlarla buluşuyoruz. Aet abilerin ablaların peşlerinden koşturuyor. Kendisinden küçüklere tabi ki pek ilgi göstermiyor ama biraz daha büyüyünce daha ilgili oalcak diye düşünüyoruz.

Bu aralar beni ya da babasını koltukta/yerde uzanmış görmesin. Hemen atlıyor üzerimize. Bazen at oluyoruz, bazen engelli koşuda engel. Bazen sarılıp öpüyor bazen dayanamayıp ısırıyor. Üzerimizde araba, kamyon ve hatta alışveriş arabası sürüyor ve çok ama çok eğleniyor.

Araba sevdasından bahsetmesem olmaz sanırım. Bu aralar özellikle akşam ben geldikten sonra babasını aradığımızda telefonda ilk cümlesi şu oluyor: baba bizim dütü getir! Babası gelince de mutlaka önce arabaya biniyor, bir süre arabanın her yerini karıştırıyor, sonra iniyor. Yazın gelmesi ile birlikte klasik eve gitmeyelim, dışarda kalalım krizlerimiz de başladı. Bir şekilde eve gelse de kapıdan girerken oldukça zorluyor bizi.

Velhasıl 21 ay göz açıp kapayıncaya kadar bitti. Artık hayat çok daha keyifli. Seni çok seviyoruz minik oğlan!

İyi ki Doğdun Ahmet’im Emre’m!

1 yıl önce 1 yıl sonra

1 yıl önce 1 yıl sonra

Bugün tam bir yıl oldu seni kucağıma alalı ve o mis kokunu içime çekeli. Oysa daha dün gibi her şey. O titrek eller şimdi kocaman oldu, güçlü güçlü tutuyor ellerimi. Kel kafasında bir sürü saç var ve mavi gözleri artık ela 🙂 Hala sarı bir oğlum var ama belli ki babası gibi siyah saçlı olacak ileride. Evet 1 yıl sonra Ahmet’im Emre’m hala babasının minik bir kopyası 🙂 Dilerim onun gibi iyi bir insan, iyi bir eş ve iyi bir baba olur. Seni çok seviyoruz minik kedimiz!

Ben hala 1 yılın nasıl geçtiğine inanamıyorum. Daha dün gibi hastanede seni beklerken yaşadıklarımız. Senin önce hadi geliyorum deyip sonra sancı aralarını açıp gelmekten vazgeçer gibi yapman ve sonra tamam çok ısrar ettiniz geleyim deyip yeniden yola koyulman. Doktorun sabaha kadar dogum olmaz deyip de senin gece 4:05’i seçip o saatte doğman. Ertesi gün gelen nöbetçi doktorun “aaa siz doğurdunuz da taburcu mu oluyorsunuz?” diye şaşırıp kalması (adamın hiç umudu yokmuş demek ki). Hamileliği sevmeyen benim karnımda 4 gün fazladan kalman ve yerini çok sevmiş olman. Sen karnımdayken ettiğimiz kavgalar. Ah o topuklar yok mu o topuklar.  Hıçkırıp durman. Her gün yaptığım otobüs yolculuklarında otobüs ile birlikte senin de karnımda bir o yana bir bu yana zıplayıp durman. Yemeklerde herkesin hayretler içerisinde karnıma bakıp senin hareketlerini izleyip şaşırmaları. Vaay be bütün bunlar nasıl bu kadar çabuk geçti.

Geçti de sen 1 yaşında bir çocuk oldun (artık resmi olarak da “toddler”sın gerçi yürümeye başladığın gün “toddler” olmuştun ama olsun). Pıtır pıtır yürüyorsun, uzak mesafeleri gözün yemezse yakaladığın elin sahibini kaldırıp istediğin her noktaya ulaşıyorsun. Dışarıda olmaya bayılıyorsun, tam bir sokak çocuğusun. Artık dışarıda da elimi bırakıp yürümeye cesaret ediyorsun. Çok güzel “anne” diyorsun. Pütürlü yemekleri yiyor ama karnın doyar doymaz suratını çevirip ööö yapıyorsun. Çatala batırdığım minik karpuzları ağzına götürüp yemeyi çok seviyorsun. Yemek kısmından ziyade çatalla bir şeyler yeme fikrini seviyorsun. Artık kaşığı kendin tutmak istiyorsun. Nihayet önüne koyduğum ekmekleri mıncıklayıp atma kısmından arada bir de ağzına götürmeye geçtin ama arada bir 🙂 Eriğin her türlüsünü çok seviyorsun (hamilelikte o kadar çok yersem). Tam 5 tane dişin var ve 6.yı çıkarmakta zorlanıyor beni 2 gecedir uykusuz bırakıyorsun. Yenidoğan hallerini zaman zaman özlesem de bu pıtır pıtır yürüyen, minik minik konuşan, sarılıp öpen (öpmek derken ağzını açıp yanağıma yapışman), istediğini yaptırmak için inatlaşan hallerin çok güzel.

Artık yazmayı bırakıp işe dönsem fena olmayacak. Zira yaza yaza seninle yaşadığımız maceralar bitmez. Hani sen doğmadan önce sana bir mektup yazmışım ve orada demişisim ya “zaman zaman kızsam da seni çok sevdiğimi hep bileceksin değil mi?” diye, işte bunları sık sık yaşıyoruz ama sen benim seni ne kadar sevdiğimi biliyor ve hep anne diyerek koşup bana sarılıyorsun. Dilerim hayat karşına hep senin gibi güleryüzlü, mutlu ve tatlı insanları çıkarır. O güleryüzün hiç solmasın güzel oğlum. Seni çok ama çok seviyoruzé

Biriken Yazılar

Son zamanlarda o kadar çok şey birikti ki yazacak yazmaya korkar oldum. Süt annelik mevzusu vardı yazacağım, aldı başını başka yerlere gitti. Dolayısıyla bu konuda yazacaklarım daha da arttı. AET’den ilk defa ayrıldım hem de tam 1 haftalığına. Ona dair yazacaklarım var, unutulmayı bekliyorlar 😦 İlk kez kendi başına ayağa kalkmayı başardı ve şu aralar yatağının içinde sıralamaya (kenarlardan tutunarak yürüme) başladı. Hem çok şeker hem de iyice zor oldu ama güzel oldu. Konuşmaya başladı desem abartmış olmam heralde. İlk kelimesi dede ve hemen arkasından atta oldu. Hatta “dede nerede” diye sounca dedesine dönüp kollarını kaldırıp “dedde atta atta” diye neredeyse bir cümle bile kurdu. Bu ilk cümle de nasıl da sokak çocuğu olma yolunda ilerlediğini gösteriyor sanırım. Ve bütün bunları biz Amerika’dayken yaptı. Bu ilklerine anneanne ve dedesi şahit oldu. Şimdilerde kelime hazinesi dedde (dede), atta (dışarı çıkmak), dada veya daga (baba), laa (Lara), kaka (kaka). En azından benim duyduklarım bunlar. İşte bir sürü şey birikti yazacak. En azından bunları unutmamak için 5 dakikalık bir fırsatını bulmuşken yazayım istedim. Babasının deyimiyle “artık bu oğluşla hayat daha mı güzel ne?”

7. Ay

Bir aslan miyav dedi 🙂

Önnot: Fotoğraf eklenecek 🙂

 

8 aylık olmaya 1 hafta 2 gün kala nihayet 7. ay yazısını yazmaya başlıyorum. Bitirebilir miyim emin değilim ama olsun sonunda başladım ya 🙂 7. ay bizim için ek gıdaya geçiş ayı oldu aslında. 6.ay kontrolünden 5 gün sonra ufaktan ek gıda işine giriştik. Bunun için ayrı bir yazı yazmayı planlıyordum ama planlarımın yüzde kaçını yapabildiğimi düşününce buraya eklemeye karar verdim. İlk olarak öğlenleri sebze çorbası ile başladık. Minik taze patates, havuç, balkabağı ve irmikten oluşan çorbayı pişirip, üzerine zeytinyağı ekleyip püre haline getirdik. İlk günler 2-3 çay kaşığı ancak yiyebildi diyebilirim. Zaten bu ayda amaç tatlara alıştırmaya çalışmaktı. 5 gun sonra her 3 gunde bir yeni sebze ekledik corbaya. Tabi sebze sayisi cogalinca karisik vermeye basladik. Bu ayın sonlarına doğru 3-4 yemek kaşığına kadar çıkardı corba miktarıni. İlk 15 gün bu şekilde öğlenleri çorba verip üzerini anne sütü ile tamamladık. 15 gün sonra çorbaya kuzu kıyma eklemeye başladık. Aynı zamanda öğleden sonra 4 gibi de günlük mayalanmış yoğurt vermeye başladık. Yine azar azar başlayıp gün geçtikçe miktarı arttırdık. Bu öğünleri hep anne sütü ile tamamladık zira hala en büyük besin kaynağı anne sütü oğlum için.

Bu ay neler yaptı diye nurturia’daki anı defterine baktım (iyi ki oraya bir şeyler yazmışım da unutmadım. Gerçi bir çok şeyi oraya da eklemeyi unutuyorum ama olsun hiç yoktan iyidir).

  • 6. ay aşıları tarihe AET’nin hiç mızmızlanmadığı ve hiç etkilenmediği aşılar olarak geçti. 2. ve 4.aylardaki mızmızlıktan sonra 6.ay çok korkutuyordu beni ama eleman hiç hissetmedi bile. Aşıdan sonra azıcık ağladı ve hemen sustu. Hepsi bu 🙂 Darısı 1.yaş aşılarının başına 🙂
  • Havaların güzelleşmesi ile dışarıda olmanın keyfine vardı ve her gidenin arkasından dışarı çıkabilmek için tüm gücüyle kapıya gitmeye çalıştı. Anne ve babasının arkasından dışarı gitmek için ağladı (bu aralar dışarı gitmek için değil ama anne babası işe gitmek için montları giymeye başlayınca dudak büzüp ağlamaya başlıyor 😦 çok zor oluyor bize de).
  • Anneannesi geldi ve geldiği sabah gel gel yapmayı öğretmiş. Beni gel gel yaparak karşıladı sabah sabah ama bir daha da yapmadı. Daha doğrusu biz yap deyince yapmıyor ancak özellikle gündüz uykularına dalmadan önce eller sürekli gel gel yapıyor.
  • Aynı şekilde istediği zaman alkış yapıyor ama biz hadi alkış dediğimizde zerre sallamıyor.
  • İlk kez konuşma çalışmalarına başladı ve ilk heceleri çıkardı: vavararababa kerişimi heceler çıkarıyor ama her zaman değil, arada canı isterse 🙂
  • Uyuması için yatağına bıraktığımda sağına dönüp şarkı söylerek uyumaya çalışıyor. Artık yeni yatış pozisyonu sağa dönüp popoyu çıkarmak şeklinde.
  • Bu ay  favorı kişisi annesiydi 🙂 Her kimin kucağında olursa olsun anneyi görür görmez iki koluyla anneye atılıp illa annesinin kucağına gidiyor. Göz sürekli annesinde (nihayet babasının tahtını sallayabildim) 🙂
  • İlk kez gezmeden eve döndüğümüzde ever girmemek için ağladı.
  • Ek gıdanın yanı sıra su içmeye başladı artık 🙂 Başlarda tadını hiç beğenmedi ve dudaklarını kilitledi ama 2 hafta içinde ufak ufak alıştı. Bu arada suyu bardaktan içiyor. Ne biberon ne de suluk hiç işe yaramadı. Suluğunu diş kaşıyıcı olarak kullanmakta kendisi.
  • Kucaktan kucağa dolaşan bir sosyal kelebek oldu 🙂 7.ay kontrolünden sonra okula götürdüm oğluşu. Üstelik ilk kez oğlumla yalnızken araba kullandım. Hiç fena bir deneyim değildi. Okulda kucaktan kucağa dolaştı. Bir ara ofise çıkmam gerekti, döndüğümde güvenlik görevlilerinin kucağında etrafa gülücük dağıtıyordu. Annesini hiç aramıyor diye şaşıranlara inat ben pek mutluydum halimden 🙂
  • Artık iyice hareketli bir bebek oldu. Kucağımda sakin sakin durmak varken bizim eleman ne yapıyor? Elleriyle beni itip poposunu dışarı çıkarırken bir yandan da aykları ile tepeme tırmanmaya çalışıyor. Ben de bu arada bolca kol kası yapıyorum.
  • 6 ay dolduktan sonra artık oturma çalışmalarına başladık ve bu ay 5-10 saniyeliğine de olsa desteksiz oturabiliyor. Daha sonra yana devriliyor ama olsun 🙂

Aklımda daha doğrusu anı defterinde kalanlar bunlar 🙂 Bu ay sonu itibariyle boyu 74,5cm ve kilosu 9750gr 🙂 Evet basketbolcu yapabiliriz 🙂

Dogum Hikayemiz – 12/09/2011

Doğum hikayemiz

12 Eylül 2011, İstanbul

30 Aralık 2010 günü gebelik testinde çift çizgiyi görmüş ama işi sağlama almak için bir gün sonra da kan testi yaptırmıştım. Sonuç pozitif olunca da 2011 yılına güzel bir giriş yapmıştık. Beklenen doğum tarihimiz eşimin de doğum günü olan 8 Eylül olarak görünüyordu ki bu da ayrı bir güzellik katmıştı bu sürece.

Takvimler 8 Eylül’ü gösteriyordu ama oğlumuzun hala gelmeye niyeti yoktu. Ben 37. haftadan beri artan kasılmalar nedeniyle sürekli teyakkuz halindeydim. Gebeliğim sorunsuz (gestasyonel diyabet nedeniyle diyet yapmak zorunda kalmam dışında) ve güzel geçmişti, hatta en çok korktuğum şey olan kilo konusunda da gayet iyi gitmiş sadece 12,5kg almıştım ki gebelik başındaki boy-kilo oranıma göre en az 12kg almam gerekiyordu ve doktorum da normalin altında bir kilo ile hamile kaldığım için 16 kilo kadar alacağımı söylemişti. Mutlu bir hamilelik geçiriyordum, mide bulantısı hiç yaşamamıştım, 9 ay boyunca çok enerjiktim (tamam itiraf ediyorum ilk 3 ay akşam 9 olmadan sızıyordum ama gündüzleri enerjiktim J) ve son gün de dahil hiç doğuracak gibi bir halim yoktu. Her şey bu kadar güzeldi ama ben hamilelikten çok sıkılmıştım. O da uzadıkça uzuyordu. 40 haftayı geçmiş olmamıza rağmen doktorum, Herman İşçi, normal doğumu istediğimi bildiği için bekliyor kesinlikle acele etmiyordu. Bir kez bile sezaryen lafı çıkmadı ağzından. Dahası ne çatı muayenesi yaptı ne de 40 haftayı geçmeden önce nst’ye bağladı. Hatta 40+1’e denk gelen son kontrolde “41. hafta da biter ve doğum olmazsa ne olacak?” diye sorduğumda “bunları konuşmak için henüz erken” diyerek beni rahatlatmıştı.

40+3 olduğumuz günün sabah 1’inde sancılarım başlamıştı. Hazırlık (Braxton-Hicks) kasılmaları gibiydi ama bu defa kasılmalara kasık ve bel ağrısı eşlik ediyordu. Artık doğumun çok yakın olduğunu anlamıştım. Evde kimseye çaktırmadan kasılmaları contraction master‘a kaydediyordum. 5-6 dakikada bir gelip 30 sn civarında sürüyordu. Sancılar henüz çok ağrılı değildi ama bir süreklilik vardı ve beni uyutmuyordu. Sabah 7 civarında eşim uyandı ve beni ayakta görünce durumu anladı. Ben de sanırım artık oğlumuz gelmeye karar verdi dedim. Eşim kasılma sıklıklarıma baktı ve doktorun söylediği gibi 10 dakikada 3 kere sancı geldiğini gördü. Doktoru arayalım dedi. Bense henüz sancıların hafif olduğunu ve beklememiz gerektiğini söyledim. O arada duşumu aldım, kahvaltı yaptık ve eşimin ısrarları ile doktorumu aradım. 40+3 haftalık olduğum için doğumun başlamış olduğunu ve hastaneye gitmemizi söyledi. Bense eşime söylene söylene erkenden gidiyoruz senin yüzünden diyerek hastane yolunu tuttuk. Sabah 9’da hastanedeydik ve nöbetçi doktor ilk muayenemi yaptı. Henüz açılma yoktu. NST’ye göre ise sancılarım belirli aralıklarla geliyor ancak henüz çok düzenli değildi. Kendi doktoruma haber vereceğini ve duruma göre haberleşeceğimizi söyledi. Herman Bey 40 haftayı geçtiğimiz ve sancılarım da olduğu için artık bundan sonraki süreci hastanede geçirmemizin daha iyi olacağını ve yatış işlemlerini yapmamızı söyledi. Böylece saat 9:30 itibariyle hastaneye yatışımızı yapmış olduk.

Nöbetçi doktor, Herman Bey’in öğlen civarı gelip kendisinin de muayene edeceğini söyledi. Bu arada sancılarım ara ara geliyordu, kimisi hafif kimisi daha güçlüydü ama gayet konuşarak arada gülerek atlatıyordum. Öğlen 12’de Herman Bey gelip kendisi muayene etti. İşte bu muayene cidden canımı çok yaktı. Rahim ağzının hala arkaya dönük olduğunu ve bunun da doğumun açılma anlamında henüz başlamadığını söyledi. Sürece herhangi bir müdahalede bulunmak yerine doğal akışına bırakmak istediğini de ekledi, ki bu zaten benim baştan beri istediğim ve özellikle Herman Bey’i seçmemdeki nedendi. Süreci bu şekilde sabaha kadar doğal akışına bırakacağını, sabah açılma ve sancı durumuma göre de ne yapacağımıza birlikte karar vereceğimizi söyledi. Bu da demekti ki doktorum sabaha kadar doğum olmasını beklemiyordu. Bu biraz moralimi bozsa da yine de kendimi hiç bir şeye şartlandırmak istemedim. Herman Bey ara ara nöbetçi doktorun gelip muayene edeceğini, benim bu arada NST’ye bağlı olmadığım zamanlarda istediğim gibi hareket edebileceğimi, hafif şeyler yiyip istediğim kadar sıvı alabileceğimi söyledi. Buna çok sevindim çünkü ayakta dolaşırken kendimi daha iyi hissediyordum. Zaten NST’ye de 2 saatte bir 15 dakikalığına bağlanıyordum.

Eşime eve gidip pilates topumu getirmesini rica ettim çünkü onun üzerinde oturup zıplayarak kendimi daha rahat hissedeceğimi biliyordum. Tabi bilgisayarlarımızı da getirmesini istedim çünkü sabaha kadar doğuramayacağımı düşünüyordum. Evden çıkarken anne-babamla doğru dürüst vedalaşmamıştık o nedenle eşim annemle babamı da hastaneye getirdi, böylece benim iyi olduğumu görüp içlerinin rahat bir şekilde evde bekleyeceklerini düşündük. En baştan beri doğum sürecini sadece eşimle yaşamak istediğimi söylemiştim ve ailem de bunu anlayışla karşılamıştı. Annem ve babam 45 dakika kalıp eve döndüler. Bundan sonraki süreçte sancılarım daha da artmaya başladı. Ben pilates topunun üzerinde zıplayıp duruyordum, saat bası hemşire hanım gelip tansiyon, ateş ve nabzıma bakıyordu ve 2 saatte bir NST’ye bağlıyordu.

Öğleden sonra 17:00 gibi nöbetçi doktor gelip tekrar muayene etti ve durumun hala aynı olduğunu söyledi. İşte bu noktada moralim ciddi anlamda bozuldu çünkü sabaha kadar bu şekilde sancı çekip sonuçta sezaryene döneceğini düşünmeye başlamıştım. Yine de herkesin doğumu farklıdır belli olmaz diyerek kendimi teselli ettim. Eşim evden gelirken yanında DVD filmler de getirmişti, onların arasından birini seçip izlemeye başladık. Bu aşamada sancılarımın arası açılmaya başlamış ama şiddeti artmıştı. Ben yine contraction master’a kaydetmeye başladım. 10 dakikada bir geliyor ve yaklaşık 1 dakika sürüyordu ama şiddeti çok artmıştı. Sancı geldikçe filmi durduruyor hemen ayağa kalkıyordum ve eşimden de belime baskı yapmasını istiyordum çünkü bel ağrım bir anda artmıştı. Bu şekilde ancak filmi yarısına kadar izleyebildik. Hemşire hanım gelip NST’ye bağladı ve sancılarımın şiddetin oldukça artmış olduğunu gördü. Bu bir açıdan iyi bir şeydi ama açılma durumunu bilmediğim için çekilmez geliyordu. Akşam 21:00 olduğunda hemşire hanıma nöbetçi doktorun gelip muayene etmesini istediğimi söyledim. O aşamada bu sancılara rağmen açılma yoksa artık daha fazla sancı çekmek istemediğimi ve kendi doktorum ile görüşmek istediğimi söyledim. Eşime ha bire ben bunca sancıyı çektikten sonra sezaryene dönecekse beklemenin anlamı yok bari şimdi olsun diyordum. Nöbetçi doktor saat 21:30’da gelip yine muayene etti ve bu defa güzel haberi verdi: “ooo 2,5-3 cm olmuş bile.” Bende müthiş bir rahatlama yaptı bu haber. Hemen doktorunuz ile görüşüp size bilgi vereceğim dedi. 2 dakika sonra gelip epidural için doktorumun izin verdiğini söyledi. O an acayip mutlu olmuştum. Hemşireler odada steril bir mekan yaratıp epidural malzemelerini hazırladılar. Yaklaşık yarım saat sonra anestezi uzmanımız geldi ve güzelce bilgi verip uygulamaya geçti. Eli çok hafifti hiçbir şey hissetmedim desem yeridir. Saat 22:30 itibariyle kataterim takılmıştı ama anestezi uzmanı ilacı şimdi vermek yerine açıklığın 5cm civarında olmasını beklememizi önerdi zira süreci yavaşlatma riski var dedi. Ben de “olsun ben dayanırım 5cm’e kadar” dedim (ah keşke demeseydim diye sonradan çok hayıflandım).

Bu aşamada artık çok ciddi sancılar çekiyordum. Belimde katater olduğu için eşim oraya baskı da yapamıyordu. Şimdiye kadar ağzımı açmadan tabir-i caizse dişimi sıkarak dayanıyordum ama artık ah’lamadan sancılar geçmez oldu. Anestezi uzmanı bir kez daha gelip 2 doz ilaç hazırlayıp hemşirelere bıraktığını ve bir 3. doz için de ilaçları karıştırmadan bıraktığını söyleyip gitti. Saat 12:30 civarı hala nöbetçi doktor gelip muayene etmediği için açılmanın nasıl gittiğini bilmiyordum ama bir kez daha artık ne olursa olsun epidural istiyorum dedim. Doktor gelip bakınca açılmanın 6cm civarına geldiğini söyledi ve epiduralin neden verilmediğini sordu. Meğer doktorum 3cm’de iken epidurale izin vermiş ama yanlış anlaşılmadan dolayı anestezi uzmanı vermemiş. Epidural verildiğinde saat 1:15’i gösteriyordu. Doktor bir sancı daha çekip sonra artık rahatlayacağımı söyledi ama ben 2 sancı daha çektim sonra yavaş yavaş etkisini göstermeye başladı. Ancak dozu en düşük seviyedeydi ve ben gayet ayaklarımı bacaklarımı oynatabiliyordum, tüm kasılmaları hissediyordum ancak sancıların sadece %10’u kalmıştı ve o an dünyanın en mutlu insanı oldum.

Bu mutluluk sadece 1,5 saat sürdü zira Herman Bey 2:15 civarında kontrol için gelip muayene ettiğinde 8cm’e geldiğimi söyledi. Açılmanın bir anda hızlanmış olmasına hem şaşırdı hem de sevindi. Tabi biz de mutlu sona yaklaştığımız için çok mutlu olduk. Herman Bey bebeğin başının yukarıda olduğunu, suyumu patlatıp aşağı inmesini sağlayacağını ve bu aşamadan sonrası için doğumhaneye gideceğimizi söyledi. O andan itibaren her şey çok hızlı gelişti. Hemşireler gelip hızlıca beni hazırladı ve sedyeyi getirdiler. Ben rahatça yataktan sedyeye kendi başıma geçtim. Epidural nedeniyle bacaklarımı hissetmemi beklemeyen hemşireler duruma biraz şaşırdılar. Doğruca doğumhaneye gittik. Doktorum suyumu patlattı. Bu arada kasılmalar hala tam düzenli olmadığı için suni sancı verilmeye başlandı. Saat 2:50 itibariyle artık epiduralin etkisi kalmamıştı. Doktoruma artık sancıları yeniden artan şiddette hissetmeye başladığımı söyleyince bundan sonra epidural vermeyeceğini çünkü doğum sırasında sancıları kendim hissedip bebeğimi kendi istediğim zamanlarda itmemi istediğini söyledi. Ben hep epidural ile doğum yapacağım için doğum sırasında da acı hissetmeyeceğimi düşünüyordum. Dinlediğim ve izlediğim tüm epiduralli doğumlar öyleydi. Her ne kadar beklediğim gibi olmasa da artık sona çok yakın olduğumuzu bildiğim için her şeye tamam diyordum.

Saat 3’ten sonra artik çok şiddetli sancılar hissediyordum. O arada eşim de ameliyathane kıyafetlerini giymiş olarak yanıma geldi. Onun elini tutmak bana yeniden güç verdi. 3:20 itibariyle artık yavaş yavaş itme ihtiyacı hissetmeye başlamıştım. Doktorum da hemşire eşliğinde kendi kendime kendi istediğim zamanlarda artık itebileceğimi söyledi ve yan odaya geçti. Yaklaşık 20 dakika bu şekilde geçtikten sonra doktorum geldi ve 10 dakika sonra artık aktif doğum kısmına geçtik. Yine kendi istediğim zamanlarda tüm gücümle bebeğimi itiyordum ve doktorum da sürekli beni yüreklendirici cümleler kuruyordu. Eşim de yanımda hep çok iyi gittiğimi artık çok az kaldığını hatırlatıp bana güç veriyordu. Sancı aralarında “bu ses benden mi çıkıyor?” diyerek kendimle dalga geçip rahatlıyor, sancının yeniden geldiğini hissettiğim zaman içimden sürekli dua ediyordum. Saat 4:05’te son bir itme ile bebeğimin başının çıktığını hissettim. Doktorum da hadi son bir kez daha dedi ve bebeğim içimden kayıp çıktı. O an gerçekten de tüm acılarım bitti. Mutlu sona ulaşmıştık. Bebeğim çok az mıkırdandı ve doktorum hemen üstümdeki hastane kıyafetimi açarak bebeğimi çıplak karnımın üzerine koydu. Islak, sıcak ve cin gibi bakan bir yavru vardı kucağımda. Gözlerini gözlerime dikmiş tanımaya çalışıyordu sanki. Klasik her anne gibi ben de eşime dönüp “çok sevimli” dedim J Bebeğimin kordonu hala kesilmemişti. Gerekli hazırlıklardan sonra eşime kordonu kesmesini söylediler. İsmini söylerek kordonu kesti eşim ve yanıma geri geldi. Hemşire hanımın yardımı ile bebeğimi ilk defa emzirdim. 1-2 dakikalık kısa bir emzirme idi ama dünyanın en muhteşem şeyi gibi geldi bana.

Sonra ilk muayene için bebeğimi aldılar. Daha önceden eşime doğumdan sonra beni bırakıp artık bebeğimiz nereye giderse onun yanında gitmesini ve konuşmasını söylemiştim. O da unutmadı ve bebeğimizin yanına gitti. Doktorum da hemen üzerime battaniye örtüp beni sıkıca sardı. Sonrasında yarım saat sürecek dikiş atma süreci başladı. Minyon olduğum ve bebeğim de 3,6kg civarında olduğu için epizyo gerekmişti maalesef. Dikiş sonrası hemşire hanım bir güzel temizledi beni ve tekrar sedyeye alıp odama geçirdiler. Doktorum da gelip sabah tekrar gelip kontrol edeceğini ama her şeyin çok güzel gittiğini ve benim de çok iyi iterek süreci en iyi şekilde kontrol ettiğimi söyledi (moralimi yükseltmek için söylediğini düşünsem de hoşuma gitmediğini söyleyemem :)). Hamilelik boyunca bana söylediği sözü tekrarladı: “demir gibi hanımsınız”. Hemen arkasından eşim ve bebeğimiz içeri geldi. Hemşire hanımın yardımıyla yine bebeğimi emzirmeye başladım. Hemşire hanım, eşim ve bebeğimle bizi baş başa bıraktı. Yaklaşık 15 dakika boyunca çekirdek aile olarak kaldık ve ilk emzirme deneyimim çok güzel geçti. Hamileliğim boyunca bu anı hayal etmiştim ve her şey hayallerimdeki gibiydi. Eşime dönüp “her şey tam istediğimiz gibi oldu üçümüz bir aradayız” dedim ve birbirimize sarıldık.

Yarım saat sonra annem ve babam geldiler. Yavru kuşumuz odamızda yatağında uyuyordu ve çok güzeldi. 2 saat sonra doktorum gelip son bir kontrol yaptıktan sonra her şeyin yolunda olduğunu ve istediğim zaman duş alabileceğimi söyledi. Ben de zaten bunu duymayı bekliyordum. Doğumdan yaklaşık 4 saat sonra duşumu almış, makyajımı yapmış, odanın içinde dolanıyordum. Gelen ziyaretçiler beni ayakta görünce çok şaşırıyorlardı. 2 gece hiç uyumamıştım ama kendimi çok iyi hissediyordum (tabii bunda doğum sonrası salgılanan hormonların etkisi olmadığını söyleyemem). Tek sorun dikişler nedeniyle oturamamaktı. Sanırım normal doğumun beklemediğim tek yanı buydu, o da 1 hafta içinde geçti gitti. Her ne kadar doğumdan sonraki 1-2 gün “bir daha yapmam” demiş olsam da şu an normal doğum yaptığım için çok ama çok mutluyum ve ikinci bir çocuk sahibi olmaya karar verdiğimde her şeyin yine tam da bu şekilde olmasını isterim. Bebek bekleyen tüm anne adaylarının bu süreci en güzel şekilde yaşamlarını dilerim.

Veee Oglumuz Dogdu…

Oglumuz Ahmet Emre’miz 12 Eylul Pazartesi sabaha karsi 4:05’te dunyamiza merhaba dedi 🙂 Dogum hikayemiz ve ayrintilarla cok yakinda burada bulusmak uzere…

40+2

Saymaya devam…

Bugun Forum’a gittik. Annemler Turkmenistan’dan gelen arkadaslari ile bulustular. Biz de Fadik’lerle bulustuk. Biraz oturduk, biraz gezdik, sonra yemek yedik ve donduk 🙂 Muhabbet cok guzeldi, cok ozlemisim. Ramazan dolayisiyla bulusmalarimiza ara vermistik. Simdi arayi kapatmaya calisiyoruz.

Fadik’lere Ikea’nin meshur koltugundan/sandalyesinden aldik. Bakalim begenecekler mi? Artik onlara gittigimizde Emre’yi de o koltukta besleriz hehe 🙂 O an aklima gelmemisti ama simdi geldi hic de fena olmadi yani 😛 Fadik teyzesi sagolsun oglusun bebek sekerlerini icine koymak icin bize sepet getirdi. Anneannesi sepeti tullerle susleyecek, sonra da icine Fadik, ablam, ben ve babam ortak yapimi sekerlerimizi dolduracagiz. Bir de tabi Salihli’den organik yumurtalarimiz geldi 🙂 Onlari da yarin sabah test edecegiz 🙂

Simdilik bu kadar olsun. Nasilsa oglanin dogdugu yok yarin tekrar yazarim…

40+1

Uzatma dakikalarina hosgeldiniz 🙂 Sabirli oglum annesinin karninda olmaktan mutlu, o daracik yeri pek sevdi anlasilan. Dogmak istemiyor gibi bir hali var, ya da dogmak istiyor ama yolu bulamadi henuz diyelim 🙂

Bugun doktor kontrolumuz vardi. Yine her sey yolunda dedi doktorumuz. Oglan 3400gr olmus. Kisa surede daha hizli kilo aldi anlamina geliyor bu. Simdilik bekliyoruz, doktorumuz da beklemekten yana. Bir sonraki randevumuz P.tesi gunu. Yine o gunden once dogumda gorusmek uzere ayrildim hastaneden ama artik o konudaki umidimi yavas yavas yitirmek uzereyim. Ama mutsuz degilim, tam tersi bugun kendimi cok daha iyi hissediyorum. Artik ne olursa olsun razi durumda olmak galiba beni kendime getirdi. Doktoruma guveniyorum ve bu da beni rahatlatiyor.

Bu arada bugun ilk defa nst’ye bagladilar. Baglanma kismi biraz zor oldu zira Ahmet Emre surekli hareket halindeydi. Hemsiremiz biraz bekledi, eleman iyice costu. En son ayaklarini sagima dayayip popoyu solda dikince hemsiremiz de yamuk karnimla tanismis oldu. Saskinlik icinde “bu bebek cok hareketli olacak Allah kolaylik versin” dedi. Artik durmasini beklemeden buldugu yerlere bagladi. 15 dakikalik kisa bir nst deneyimi yasamis oldum. Gecen seferki doktor kontrolunde duz yatarken basim donmustu, yine aynisi oldu 😦 Tecrubeli olarak hemen sol tarafima dondum. Hamilelik boyunca hayatimin en dusuk tansiyon sinirlarinda dolastigim icin duz yatmak bana hic iyi gelmiyor. Neyse sonucta bebisin kalp atislari gayet iyiydi. 15 dakika icinde 2 tane guclu sanci gelmis ama ben pek farketmedim. Bana gore ufaklik asagilarda biraz baski yapti. Asistan doktorumuz sancilari hissedip hissetmedigimi sordu, ben de “sanci mi gelmis pek hisetmedim” dedim. “Oldukca guclu bir sanci hem de, iyi o zaman dogumun kolay olacak” dedi ama bana pek inandirici gelmedi 🙂 Eger nst sirasindaki kasilmalar gucluyse demek ki benim normalde hissettigim kasilmalar oldukca gucluymus. Hatta su an karnim yine tas gibi oldu, bu kasilmalar ne zaman sancilarla bulusacak merak icindeyim. Bakalim hayirlisi insallah.